Türkiye belki de tarihinin en kritik dönemeçlerinden birini yaşıyor. Siyasal kutuplaşma, ekonomik kriz ve sosyal medya üzerinden yayılan nefret söylemleri, ayrışma, kutuplaşma, hayatın he alanına yayılan çürümüşlük derken, sancılı bir dönemden geçiyoruz.
Kötümser olmak istemem ama karşımızda duran realite bu, aslında herkes her şeyin bi tamam farkında…
Sorulmayan soru ise şu: Yangını söndürmek için ne yapacağız?
Türkiye’deki siyasal ve sosyal yangını söndürmek, derin bir kutuplaşma, ekonomik kriz ve çürümüşlük hissinin gölgesinde zor ama imkânsız değil. Bu ateşi dindirmek için somut, vurucu ve uygulanabilir adımlar atılmak zorunda. Çözüm, sadece siyasi liderlerin değil, ancak ve ancak toplumun her kesiminin el birliğiyle mümkün. Olabilirliği var mı işte orası muamma…
Lakin biz devam edelim:
Önce siyasi liderler ve figürlerin temiz bir siyaset diline dönmesiyle başlayabilir her şey; ihtimali zayıf görünse de, durum bu. Zira liderler, bu anlamda yol almaz ise her mahalle kendi bildiğince, her koşulda karşılıklı çemkirmeye devam eder. Ayrıca bu kutuplaşma bir yerde sönümlenmez ve dozaj artırırsa, yolun sonu karanlık dehlizlerden öteye geçmez.
Karşımızda duran en büyük problemlerden birisi de hiç kuşku yok ki sosyal medyanın zehirli dili ve linç kültürü. Bu durumu hal yoluna koymak için sansür yerine etik kurallar üzerine ciddi manada kafa yormak şart. Ancak yukarıda siyasiler ağza alınmayacak ithamlarla birbirini suçlarken, sosyal platformlara “Aman yapmayın, etmeyin çocuklar” gibi bir yaklaşım, en fazla saf dillilik olur.
Hayatın her alanında yangın yerine döndük mü, döndük… O zaman daha fazla geç olmadan, daha büyük bedeller ödemeden, hem siyasetin, hem de toplumun tüm katmanların buluşacağı ortak değerler üzerinden yeni şeyler söylemenin tam zamanıdır. Diyalog, adalet ve umudun hâkimiyeti kaostan çıkışın en önemli anahtarlarıdır.
İnsanları öfkeye değil, birleştirici söylemlerde buluşturmakla başlayabilir yeni bir dönem.
Birde medya ayağı var sorunların içerisinde. Büyük çoğunluğu iktidarın kontrolü altında bulunan medya ıslah edilmeli. Bu karşı mahalleden yayın yaptığını söyleyenler içinde geçerli tabii ki…
Olabilirlik ve olması gerekenleri yazdık. Umut var mı; var ama Kaf Dağı’nın arkasında... Kim bilir, belki!












