Kayserispor fırsat tepti. Avucunun ortasına kadar gelip konuşlanan üç puanı, resmen çöpe attı. Önce, ‘Nasıl böyle bir şey olabilir’in izahını yapalım da, akıllarda soru işareti kalmasın.
Kayseri’ye konuk olan Trabzonspor’un geçen sezonki halinden eser kalmamış, futbol olarak batmış bitmiş. Halı sahada gazozuna maç oynayan bir takımın bile gerişe düşmüş diyeyim siz anlayın.
İşte Kayserispor böyle bir rakibi konuk etti. Hiçbir amaç taşımayan ve hangi akla hizmet ettiği anlaşılmayan ve adına futbol denilirse oynamaya çalışan Karadeniz temsilcisini böyle yakalamışken, yeneceksin.
Filmi biraz daha geri saralım. Samet Ayababa ile 4 haftadır yol alan sarı-kırmızılı takım, bardağın dolu tarafından baktığımızda kaybetmedi; doğru… Amma velakin, kazanamadı da; sıkıntı da bu…
Lig’in 4’de 1’ini geride kalırken, bulunulan nokta yeter seviye değil. En önemli sorunsal da, hücumun merkezi. Yani 9 numara pozisyonu ve üretememek… Bu vaziyeti Trabzon karşısında bir kez daha test ettik, gördük. İstatistiklere baktığınızda yine aynı durum karşınıza çıkıyor. 11 hafta geride kalmış ve rakip filelere yalnızca 6 gol bırakabilmiş iseniz, alın size üzerinde düşünmeniz hem de uzun uzun düşünmeniz gereken bir konu. Bu takım atamıyor… Bununla birlikte gol yeme konusunda da cömert değil. Gerçek şu: takım savunması adına hiç fena değiliz, ancak hücum organizasyonu dert yüklü.
Şöyle düşünelim: kâğıttan kaplan bir rakip bulmuşsunuz ve 0-0’a razı olmuşsanız, eksik giden bir şeyler var demektir. Yukarıdaki cümleler dâhil olmak üzere ben de mütemadiyen bunu anlatıyorum.
Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Acı maç sonrası ne diyor:
“Bugün futbolcularımın tamamı, kötü oynama hakkını kullandı…”
90 dakikanın özetidir bu ifade!
Bakın haftalardır, anlatmaya çalışıyoruz. Bu takım hücumsal anlamda mutlaka ama mutlaka level atlamak zorunda. Bunu hayata geçirecek tek kişi ise Aybaba’dır ve konu üzerine daha fazla kafa yormak zorundadır.
Bir de tartışmaya sebep teşkil eden 88. Dakikada Denis Alibec’in oyuna alınma hadisesi. Yukarıda ifade ettik. Kayserispor’da topu üç kale direğinin içine atacak oyuncu yoksunluğu malum. Şu anda bu işi en iyi yapacak eldeki isim Alibec… Her ne kadar karantinadan çıkmış olsa da, Rumen’in bitime iki dakika kala oyuna alınmasının mantığı olamaz. Zira karşınızda pamuk şeker kıvımında bir rakip var diyelim ve mevzuyu kapatalım.
E diyeceksiniz ki, hakemden bahsetmeyecek misin?
Bahsetmemek mümkün mü?
Sayfalar dolusu yazsak az bile… Burak Şeker diye bir isim… Sözde gelecek vaat ediyormuş… Joao Pedro Da Silva Pereira Trabzon’un hırçın sağ beki, henüz 11. Dakikada sarı kart gördü. Aradan 15 dakika geçti, bu kez Pedro Henrique ile karşı karşı karşıya geldiğinde, yer-gök herkes tanıklık etti ki, Pereira ikinci sarıdan atılacak kusurlu harekette bulundu. Hadise de Şekerli hakemin önünde cereyan etti. Karar faule hükmedildi ama sarı yok. Olsa renk kırmızıya dönmek zorunda. Herkesin anlayacağı dilden net biçimde anlatalım, hakemin gözü yemedi o kartı göstermeyi, o kadar.
Şunu da doğru bulmuyorum: Sabahtan akşama kadar hakemler konuşulsun. Federasyon neyse, MHK odur… Lig’de maç yöneten hakemler bıraksanız adam akıllı maç yönetecek belki. Ancak, sözde büyük takımların baskısı karşısında boyun eğerseniz, yol verirseniz bunlar daha iyi günler derim geçerim. Futbolun içindeki adalet duygusunu tesis etmeden, tüm takımlar daha çok hakem konuşuruz demedi demeyin.
Dönersek Kayserispor’a, bu takımın halletmesi gereken problemler belli ve yol yakınken teknik kadro gereğini yapmalı. Kaybetmeme alışkanlığı güzel, lakin kazanamamayı unutmak ise o denli tehlikeli…













