Biz böyleyiz işte... İbretlik tablolar karşısında sırnaşma halleri içinde fink atmayı tercih ederiz...
Gözümüzün önünde görmemiz gereken değerleri, yok sayarız nedense... İdare-i maslahat etme gibi bir müzmin hastalık toplumun her yanını kemirirken, seyirci kalmaktan haz mı alırız ne?
Ders almamız gereken ne varsa, yeri çöp sepetidir bu toplumda... “İyi” ve “güzel” şeyler yapma adına direnen, didinenler de “enayidir” gözümüzde ne hikmetse...
Ve alınması gereken dersler dizi dizi önümüzde durur da, görmezden geliriz ısrarla nedense...
Mutluluğu da hep başka kapılarda, başka yerlerde aramaya meylederiz...
Diğer bir deyimle gözümüz doymaz...
Hep daha çok, hep daha fazlasını isteyerek tükenen ömürlere tanık oluruz da, gene uslanmayız...
Sahi nedir mutluluğun bedeli, ölçütü?
Büyük servet sahibi olmak mı, yoksa daha sınırsız uçuk hedefler mi?
Düşünün bakalım...
Düşünün ve kendiniz bulun...
Sonrası sizin bileceğiz iş...
Yapmak değil de, niçin yıkmak eksenliyiz?
Niçin her şey, dahası kahir ekseriyet kötülük üzerine kurulu?
Ne oldu bizim insanlığımızın güzel taraflarına?
Sahi bize ne oldu da insanlığın zıvanadan çıktığı zaman dilimlerini yaşıyoruz, yaşamak zorunda kalıyoruz!
Yıkmak, insanlara yapmak gibi bir kıymet mi verir
Onu en çolpa heriflerde emin ol becerir
Hele sen bir gösteriver
İşte şudur kubbe diye
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye
Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
Bir Süleyman lazım yeniden, bir de Sinan
Böyle diyor ya milli şair Mehmet Akif Ersoy...
Aynen buyuz işte; buyurun size kıssadan hisse
(Tekrar)













