Düzen bozuk, toplumsal çürümüşlük ise hayatının her alanında ve anında karşımıza çıkıyor.
C-130 nakliye uçağının düşmeni sonucu 20 vatan evladını toprağa vereli henüz birkaç gün oldu. Ülke olarak kahir ekseriyetin boğazı düğümlendi, acı iliklere kadar hissedildi. Olması gereken buydu.
Birde olmaması gerekenler vardı… Muğla, Konya ve Kayseri’den yakışıksız, pespaye, aşağılık görüntüler çıktı karşımıza… Şehitler son yolculuğuna uğurlanırken kakara-makara modunda sırıtarak kameraya yakalananlar, aynı günün akşamında şehitliğe bir adım ötedeki restoranda kafayı çekip Mahsun Kırmızıgül ile vur patlasın çal oynasın eğelenenler resmi geçit yaptı karşımızda…
Yaşadığı, nefes aldığı toprakların 30 kupon karşılığında verildiği hissine kapılan milli şuur yoksunu azgın azınlık, hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Şehidine, insanına dahası yaşadığı toplumu yok sayan edepsiz güruhun sergilediği tavır “hiç”liğin bizatihi ta kendisidir, çürümüşlüğün de dışa vurumudur. Bırakın şehidi, cenaze çıkan bir mahallede radyoların-tv’lerin kapatılarak saygının öncelendiği zaman diliminden gele gele bugünlere geldik…
Edebin, adabın, saygının yerini hızla haysiyetsizlik, pişkinlik, ‘bana ne’ gibi aşağılık zihniyetlerin öncelendiği düzene tanıklık ediyoruz ne yazık ki! Utanma hak getire, ara ki bulasın… Farkında mısınız bilemem ama yaşadığımız vatan topraklarına karşı, aidiyet duygusu giderek zayıf bir bünyeye dönüşüyor. Sanki gizli bir el bunu istiyor ve çaktırmadan da başarılı oluyor…
Geleneğiyle, göreneğiyle, vatan sevgisiyle büyüyen bir nesil, negatif manada evriliyor, evrilirken savruluyor. Bu ülkede aklınıza ne gelirse bozuluyor. Hem de geri dönüşü mümkün olmayan bir biçimde… O zaman açık ve net biçimde yazalım; bu kafayla devam edilen yolun sonu apaçık çıkmaz sokak ve bu ülkede halledilmesi gereken problemler silsilesi hayli fazla.
Tabii ki ve İlla ki bir dönüşüm gerekiyor… Kentsel dönüşüme ne kadar ihtiyacımız varsa, toplumsal dönüşüme, rehabiliteye ise ondan katbekat fazla ihtiyaç duyuyoruz. Hem de hemen. Aksi halde, ne idüğü belirsiz türedi tiplerin yerden mantar biter gibi artmasıyla daha çok vah, tüh gibi nidalarla yaşamak zorunda kalırız, vesselam.













