Ramazan ayının son günlerine yaklaştığımız şu günlerde, birçok evde tatlı bir telaş başladı.
Dolaplar açılıyor, halılar silkeleniyor, perdeler yıkanıyor…
Çünkü bayram geliyor.
Yıllardır süregelen bir gelenektir bayram temizliği.
Evler pırıl pırıl olur, misafirler en güzel şekilde ağırlanır.
Aslında bu telaşın içinde sadece temizlik değil, aynı zamanda bayrama duyulan saygı da vardır.
Bayramı karşılamak için yapılan hazırlıklar, kültürümüzün önemli bir parçasıdır.
Annelerimizden, ninelerimizden gördüğümüz bu alışkanlık bugün hâlâ pek çok evde yaşatılıyor.
Eskiden bayram temizliği adeta bir ritüeldi.
Günler öncesinden başlanır, evin en ücra köşesine kadar temizlik yapılırdı.
Perdeler değişir, koltuklar silinir, mutfaklar baştan aşağı elden geçirilirdi.
Ardından bayram için baklavalar açılır, tatlılar hazırlanırdı.
Ev sadece temizlenmez, aynı zamanda bayramın ruhuna hazırlanırdı.
Bugün ise hayatın hızına kapılan birçok insan için bu gelenek biraz değişmiş durumda.
Yoğun iş temposu, şehir hayatının koşturması derken temizlik çoğu zaman son güne bırakılıyor.
Ama yine de bayram yaklaşırken evlerdeki o hareketlilik, bayramın geldiğini hissettiren en güzel işaretlerden biri olmaya devam ediyor.
Fakat bayram temizliği sadece evlerimizle sınırlı kalmamalı.
Bayramın asıl temizliği gönüllerde olmalı.
Kırgınlıkları, küskünlükleri, dargınlıkları da süpürüp atabilmeliyiz.
Nasıl ki evimizin köşelerini temizliyorsak, kalbimizin köşelerinde biriken kırgınlıkları da temizlemeliyiz.
Çünkü bayram; sadece temiz evlerin değil, temiz kalplerin de bayramıdır.
Bu bayram arifesinde belki de en güzel temizlik, bir telefon açıp hal hatır sormak, bir gönül almak, bir dargınlığı bitirmektir.













