Ramazan ayı; sabrın, paylaşmanın ve bereketin ayıdır.
Gün boyu tutulan oruç, sadece aç kalmak değil; nimetin kıymetini anlamak, ihtiyaç sahiplerini hatırlamak ve sofraya gelen her lokmanın değerini bilmektir.
Ancak ne yazık ki son yıllarda Ramazan sofralarında bereketten çok israf konuşulur hale geldi.
İftar saatine yakın saatlerde hazırlanan sofralara baktığımızda çoğu zaman bir yarış göze çarpıyor.
Çorbadan tatlıya, ana yemekten salataya kadar çeşit çeşit yemek hazırlanıyor.
Oysa gün boyu aç kalan bir insanın aslında birkaç lokmayla doyduğunu hepimiz biliriz.
Buna rağmen masalara sığmayan tabaklar, çoğu zaman iftarın ardından çöpe gidiyor.
Ramazan ayının ruhu gösteriş değil, paylaşmaktır.
İftar sofraları zengin menülerle değil; samimiyetle, muhabbetle ve dayanışmayla anlam kazanır.
Peygamber Efendimizin sade sofraları, bugün bize aslında en güzel ölçüyü gösteriyor.
Bir hurma, bir çorba ve şükürle edilen bir dua…
Belki de Ramazan’ın gerçek bereketi tam olarak burada gizlidir.
İsraf sadece çöpe atılan yemek değildir.
Gereğinden fazla alışveriş yapmak, ihtiyaçtan çok yemek hazırlamak ve tüketemeyeceğimiz kadar nimeti sofraya koymak da bir çeşit israftır.
Oysa Ramazan, tam tersine paylaşmayı öğreten bir aydır.
Soframızda artan bir tabak yemeğin komşumuzun kapısını çalması, Ramazan’ın ruhuna çok daha yakışır.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar bir lokma ekmeğe muhtaçken, bizim nimetleri çöpe göndermemiz vicdanları da yaralıyor.
Unutmayalım ki sofralarımızdaki her nimet bir emek, bir alın teri ve bir şükür sebebidir.
Belki de bu Ramazan kendimize küçük bir söz vermeliyiz: Sofralarımızı biraz küçültelim, kalplerimizi biraz büyütelim.
Çünkü Ramazan’ın gerçek bereketi, tabakların çokluğunda değil; paylaşılan lokmanın samimiyetindedir.
İsrafın olmadığı, bereketin ve paylaşmanın çoğaldığı sofralarda buluşmak dileğiyle…













