Mart ayının son gününe geldik.
Takvim yaprakları bir ayı daha geride bırakırken, aslında sadece günler değil, ruh halimiz de değişiyor.
Kışın sert yüzü yavaş yavaş çekilirken, baharın naif dokunuşu hayatımıza sızıyor.
Mart, her zaman biraz kararsızdır.
Bir gün güneşle yüzümüzü güldürür, ertesi gün soğukla sınar bizi.
Tıpkı hayat gibi…
Ne tam kış ne de tam bahar.
Bir geçiştir aslında Mart; sabrın, bekleyişin ve umudun ayı.
Bugün, o geçişin son noktası.
Yarın takvim Nisan’ı gösterecek ve biz fark etmeden biraz daha hafiflemiş olacağız.
Ağaçların tomurcuklanması, kuşların sesinin artması, sokakların yavaş yavaş canlanması…
Hepsi yeni bir başlangıcın habercisi.
Ama Mart’ın son gününde durup düşünmek gerek.
Bu ay bize ne öğretti?
Sabretmeyi mi, değişime ayak uydurmayı mı, yoksa en sert rüzgârlardan sonra bile güneşin açacağını mı?
Her ayın bir hikâyesi vardır.
Mart’ın hikâyesi ise hep aynıdır:
“Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.”
Bugün, sadece bir ayın sonu değil; aynı zamanda içimizdeki kışın da vedası olabilir.
Belki kırgınlıkların, belki yorgunlukların, belki de ertelediğimiz umutların…
Yarın yeni bir ay başlayacak.
Ama asıl mesele, bizim de yeni başlayıp başlamayacağımız.
Çünkü bazen takvim değişir, insan aynı kalır.
Ve bazen insan değişir, her şey yeniden başlar.













