Ramazan ayı, paylaşmanın, dayanışmanın ve sofraların bereketinin arttığı bir zaman dilimidir.
Ancak son yıllarda iftar sofralarının ruhu giderek değişiyor.
Özellikle bazı restoran ve otellerde sunulan pahalı iftar menüleri, Ramazan’ın manevi atmosferi yerine adeta bir lüks yarışını andırıyor.
Bir zamanlar iftar sofraları; bir tas çorba, birkaç hurma ve samimi sohbetle anlam kazanırdı.
Önemli olan sofranın zenginliği değil, kalplerin yakınlığıydı.
Bugün ise bazı mekânlarda kişi başı fiyatların binlerce liraya ulaştığı iftar menülerini görmek mümkün.
Elbette herkes bütçesine göre tercih yapabilir; ancak Ramazan’ın ruhuna baktığımızda bu gösterişli sofralar insanı biraz düşündürüyor.
Ramazan, aslında empati ayıdır.
Gün boyu aç kalan insanın, ihtiyaç sahiplerini daha iyi anlaması için bir fırsattır.
Fakat lüks sofralarla dolu iftar davetleri, bazen bu duygunun önüne geçebiliyor.
Gösterişin arttığı yerde paylaşmanın gölgede kalması ise Ramazan’ın özüne pek yakışmıyor.
Oysa aynı sofralar biraz daha sade tutulsa, ayrılan bütçenin bir kısmı ihtiyaç sahiplerine ulaştırılsa belki de çok daha anlamlı bir Ramazan yaşanabilir.
Çünkü Ramazan’ın gerçek bereketi pahalı menülerde değil, paylaşılan lokmada gizlidir.
Unutmamak gerekir ki iftarın en güzel tarafı, sofradaki yemeklerin fiyatı değil; o sofrada hissedilen samimiyet ve şükür duygusudur.
Ramazan’ı gerçekten anlamlı kılan da işte bu duygulardır.
İftar sofralarımız lüksle değil, bereket ve paylaşma ruhuyla dolsun.
Çünkü Ramazan’ın asıl zenginliği sofralarda değil, kalplerdedir.













