Ramazan ayı, yalnızca oruç tutulan bir zaman dilimi değildir; aynı zamanda paylaşmanın, halden anlamanın ve gönül köprüleri kurmanın adıdır.
Gün boyu tutulan orucun ardından kurulan iftar sofraları ise bu ayın en kıymetli anlarına ev sahipliği yapar.
Hele bir de o sofralar davetle kurulmuşsa, işte o zaman bereket iki kat artar.
İftar davetleri, eskiden mahalle kültürünün en sıcak yansımalarındandı.
Aynı apartmanda oturan komşular birbirini çağırır, uzun masalar kurulur, çorba kaynarken kapı zili susmazdı.
Kimisi tatlısıyla gelir, kimisi içeceğiyle.
Sofra sadece yemekle değil, muhabbetle de donatılırdı.
Bugün ise biraz daha planlı, biraz daha gösterişli ama çoğu zaman daha mesafeli iftarlar görüyoruz.
Elbette davet vermek güzeldir.
İnsan sevdiklerini aynı sofrada buluşturmak ister.
Fakat Ramazan’ın ruhunu kaçırmamak gerekir.
İftar daveti; yarışa, israfa, “kim daha zengin sofra kurdu” kıyasına dönüşmemeli.
Çünkü bu ayın özü sadeliktir.
Bir tas çorba, bir hurma ve içten bir “buyur” sözü, en zengin menüden daha kıymetlidir.
Özellikle son yıllarda sosyal medyada paylaşılan iftar sofraları, Ramazan’ın maneviyatını gölgede bırakabiliyor.
Oysa bu ay, gösterme değil, gizleme ayıdır.
Sağ elin verdiğini sol el görmemeli derler ya; sofranın ihtişamını değil, gönlün samimiyetini büyütmek gerekir.
Bir de işin görünmeyen tarafı var.
İftar davetleri, kırgınlıkların onarıldığı, dargınların barıştığı fırsatlardır.
Belki aylarca konuşulmayan iki akraba, aynı sofrada yan yana oturup buzları eritir.
Belki bir komşuluk yeniden başlar.
Ramazan, bu yönüyle toplumsal barışın da ayıdır.
Kayseri gibi geleneklerine bağlı şehirlerde iftar davetleri hâlâ canlılığını koruyor.
Mahalle aralarında kurulan uzun masalar, derneklerin düzenlediği toplu iftarlar, ihtiyaç sahipleri için açılan kazanlar…
Tüm bunlar bize şunu hatırlatıyor: Sofra büyüdükçe insan küçülmemeli; aksine gönlü büyümeli.
Unutmayalım, iftar daveti vermek bir ikramdır ama asıl ikram, kalbi açık tutmaktır.
Bu Ramazan’da sofralarımızı belki biraz daha sade, ama gönüllerimizi biraz daha geniş kılalım.
Çünkü Ramazan’da asıl doyuran, mide değil; paylaşılan lokmanın bereketidir.













