Orta Doğu’nun tarih boyunca jeopolitik fırtınaların merkezi olduğu, bilinen en kadim gerçek. Ancak son günlerde yaşananlar, bölgenin kaderini kökten değiştirebilecek bir dönüm noktası gibi görünüyor sanki... ABD-İsrail saldırısı, İran'ın nükleer tesislerini, askeri üslerini ve liderlik yapılarını hedef aldı lakin sonuçları sadece Tahran'la sınırlı kalmayacağı en net biçimde karşımızda duruyor… Apaçık ifade etmek gerekirse, bölgesel istikrarsızlık, ekonomik sarsıntılar ve insani krizler kapıda. Peki, bu saldırının küresel ve bölgesel sonuçları ne olacak? Ve en önemlisi, Türkiye bu fırtınanın ortasında nasıl etkilenecek? Bu sorular, sadece stratejik analiz değil elbette, zira yangın kapımıza kadar geldi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın rejim değişikliği hedefiyle başlattığı bu operasyon, hava saldırılarıyla sınırlı kalmadı; İran'ın misillemeleriyle birlikte tam bir karşılıklı füze yağmuruna dönüştü. Rejimin dini lideri Ali Hameney ve üst düzey isimler, daha ilk saldırıca hedef oldu ve öldürüldü. İran da, ABD üslerini ve İsrail'i hedef alarak yanıt verdi, bu durum da bölgedeki vekil güçlerin devreye girmesine yol açtı. Uzmanlar, bu döngünün kolay durmayacağını noktasında birleşiyor. İran'ın sofistike savunma sistemi küresel ağıyla birleşince, saldırıların ABD topraklarına sıçrama riskinden bile söz ediliyor. saldırıları (örneğin 1996 Khobar Kuleleri bombalaması) gibi olaylar, bu tür misillemelerin sınırlı kalmayabileceğini işaret ediyor.
Küresel ölçekte, en büyük tehlike ise ekonomik. İran, Hürmüz Boğazı'nı kontrol ediyor ve bu boğazdan günlük 20 milyon varil petrol geçiyor – küresel talebin yüzde 20'si. Ve saldırılarla birlikte boğaz kapatıldı. Bu durum petrol fiyatlarının artması demek. Ortadaki tablo sadece benzin fiyatlarını değil, küresel tedarik zincirlerini ve enflasyonu tetikleyecek. Zaten kırılgan olan dünya ekonomisi, yeni bir enerji kriziyle karşı karşıya: Petrol fiyatlarındaki artış, tüketici maliyetlerini yükseltecek ve gelişmekte olan ülkeleri vuracak.
Şimdi, asıl mesele: Türkiye nasıl etkilenir? Komşusu İran'la sınır paylaşan Türkiye, bu krizin en doğrudan mağdurlarından biri olabilir. Öncelikle güvenlik boyutu: İran'ın rejim çöküşü riski (ki uzmanlar bunu olası görmese de), mülteci akınını tetikleyebilir. Ankara, zaten Suriye ve Irak krizlerinden kaynaklı milyonlarca mülteciyle boğuşurken, İran sınırında yeni hazırlıklar yapıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "ateş çemberi" uyarısı tam da bunu yansıtıyor: Bölgenin Irak ve Suriye savaşlarının maliyetini hatırlatacak şekilde, yeni bir kaosa sürüklenebilme ihtimali de hiç uzak değil.
Türkiye’nin, İran'dan enerji ithal ediyor olması ve ticaret hacminin milyarlarca dolar civarında seyretmesi de bir başka boyut. Türkiye, zaten yüksek enflasyonla mücadele ederken, petrol şokuyla da sarsılabilir.
Sonuç olarak, bu saldırı, Orta Doğu'yu daha da istikrarsızlaştırırken, Türkiye'yi ekonomik, güvenlik ve diplomatik bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Eğer taraflar frenlemezse, sonuç sadece İran'ın değil, tüm bölgenin yıkımı olur. Türkiye, bu fırtınada ayakta kalmak için akıllıca manevralar yapmak durumunda, hem Batı'yla hem Doğu'yla dengeli bir yol izlemeli. Aksi takdirde, ‘ateş çemberi’ hepimizi yakar.













