Öfkeliyiz öfkeli…
Sular seller gibi öfkeliyiz…
Kimsenin kimseye tahammülü yok; öyle günlerden geçiyoruz ki, bir bakış bile cinayetle noktalanabiliyor benim güzel memleketimde.
Yolda…
Parkta…
Otobüste…
Hâsılı memleketin herhangi bir mekânında öbek öbek öfke patlamalarına tanıklık ediyoruz.
Şak, tak anında şiddet var karşımızda…
Sıcaklarla öfke halini ilişkilendiren bilim insanları var; tamam bu görüşü de kabul edelim. Ancak şirazesi kaymış, raydan çıkmış insanların sayısı giderek artıyor. Karşımızda gücü gücü yetene tavrının egemen olduğu düzene doğru hızla yol alıyoruz.
İşin daha da kötü tarafı, öfke hayatın her alanını ele geçiriyor gibi bir vaziyet karşımızda duruyor.
Hoşgörü, empati, sempati, insaf, izan; bunlar çoktan arkasına bakmadan bizleri terk etmiş…
Adli vakalar hiç olmadığı kadar zirve yapmış durumda; kimin eli kimin cebinde belli değil. En küçük tartışma fiziki şiddetle noktalanıyor; incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler ise cinayetle… Gayet net anlıyoruz ki, memleketin çivisi çıkmış.
İyi de kardeşim, bu gidiş nereye kadar?
Yaşanan tüm bu şiddet ve öfke yüklü olayların içine, ‘ekonomik koşullar’ diye bir gönderme yaparsanız, elbette kabul edebilirim. Fakat benim anlatmaya çalıştığım çok başka bir şey… Ekonomi bir biçimde düzelir, ekonomik veriler normalleşir zamanla ama öfke ve şiddet meyilli, adaletin askıya alındığı kültürel erozyon için ne yapmak lazım?
Farkında mısınız bilmiyorum ama Türkiye kökten sarsılan demografik yapısıyla başka yerlere savuruluyor… Bu savruluşun dönüşü var mı ve nasıl olacak şahsen benim umudum yok denecek kadar az…
Karamsar olmak istemem lakin orta yerde duran toplumsal fotoğraf bize diyor ki; kötü günler geride kaldı… Daha kötü günler bizi bekler!













