Sözde çağdaş ve medeni dediğimiz düzenin içinde, kaba, nobran, saygısız, adapsız, bencil, kendinden başkasını düşünmeyen adaletsiz tiplerin temayüz ettiği dönemdeyiz. Hayatın hep alanını kaplıyor yukarıdaki saydığım tipler, yetmiyor toplumun tepesine sünepe bir bulut gibi çöküyor.
Zarafet ve nezaketin yok olup gittiğine tanıklık ediyoruz. Günü kurtaran, maddenin eseri olan, geleneğin, göreneğini, töresini unutan, çürümüşlük zinciri halkalarının dört bir yanımızı sardığı düzenin orta yerindeyiz.
“Ben bu çağdan nefret ettim,
Etimle kemiğimle nefret ettim!”
Cahit Zarifoğlu dizelerinde böyle diyor… Şair, bugünlere tanıklık etse kim bilir neler söylerdi neler…
Anlaşılan o ki; şu yerkürede her şey oluyoruz da, bir tek insan kalmayı beceremiyoruz, vesselam.
Ya birlikte yaşayacağız, ya de elinin körüne doğru yol alacağız; mesele bu kadar net…
Neyse, biz yazmaya devam edelim; bir umut belki aşağıdaki satırları okuyarak aklımızı başımıza devşirebiliriz kim bilir?
Bir Şaman öğretisi der ki;
Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.
Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendileri için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgâr kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarında ıslanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur:
Her şey birbiri için yaşar!
Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur.
Eski çağlarda bütünlüğü anlatan yürürlükte olan bir anlayıştı bu.
Ben, biz olduğumuz zaman ben olurum.
Ben, ben olduğum için sen, sensin!













