Cehalet, bilmediğini bilmemektir.
Birde gerçeği bildiği halde kulağının üstüne yatma durumları vardır. Gerçeği bilirsiniz ama gözünüz kaşınız ayrı oynar; biz bunlara kifayetsiz muhterisler diyoruz. Ki bir biçimde karşımıza çıkarlar ve arz-ı endam ederler.
Görev tanımı yaparsak, rüzgârgülü gibidirler; dön baba dönerler. Mesele hakikati arayıp bulmak değil, tam tersi eğip bükmektir.
Hani düzenin terazisinde alınır da, satılır da cinsten olandan bahsediyorum.
Girdikleri her kabın şekliyle müsemmadırlar…
Rotası port mantoda asılı, ahiri yerle yeksandır bu tiplerin. Amma velakin menhum kişilik, sahibinin sesinden öteye bir adım dahi atamaz…
Dini tilkiden öğrendikleri için, çalmayı sevap zanneden geleneğin ete kemiğe bürünmüş temayüz halidir bu anlattıklarım ve ibret olsun diye not düşüyorum bu sütuna…
Hâsılı, ‘ham’a dokunduğu sanrısına kapılırken, baltayı ‘has’a vuran, çuhayı yırtmış demektir ve bedelini öder; durum saptaması yaptıktan, iyi okuna, iyi anlaşıla diye şuraya bir kıssadan hisse bırakalım yeter diye düşünüyorum…
Araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp merkezinin yakınına tüneyen horozun her sabah erken saatlerde yüksek sesle ötmesinden çok rahatsız olmuş.
Sabahın körü ortaya çıkan horoz önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş…
Ekipte ne uyku kalmış, ne huzur…
Sonunda sabırlar tükenmiş… Susturmak için başlamışlar kovalamacaya… Durumu gören yaşlı dede seslenmiş:
- Hey evlatlar, sizin derdiniz ne?
- Dede, bu horoz sabahın köründe yerli yersiz başlıyor ötmeye, başını kesip kurtulacağız…
- Yazıktır evladım, yapmayın, ben keserim onun sesini demiş, yaşlı dede.
Bunun üzerine kovalamaca son bulmuş.
Ertesi gün hafiften gak-guk dışında horozdan ses çıkmadığını görünce gençler şaşırıp dedeye koşmuşlar.
- Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sese kesildi, demişler…
İhtiyar gülmüş:
-Kıçına zeytinyağı sürdüm. Horoz kabararak ötmeye kalktığında gerisi tutmuyor ki kuvvet alsın, ancak gak-guk ediyor…
Kıssadan hisse; arkan sağlamsa, güveniyorsan kendine sorun yok… Amma velakin arkan gevşekse, kabarır, kubarır ancak gak-guk edersin…













