-Psikoloğa gittim.
-Ne dedi?
-İncinmişsin dedi.
Sosyal medyada son zamanlarda dolaşıma giren ve insanları tebessüm ettiren bir diyalog bu, yukarıda yazdıklarım. Sonrası sinkaflı cümleler yüklü.
Mütemadiyen inciniyoruz ve karşımıza kim çıkarsa incitiyoruz.
Hoşgörü ve tahammül eşiklerini aşalı çok oldu galiba…
Bakın çok ciddi bir araştırma yayınlandı birkaç gün önce. Biz incinme ve incitme konusunda kakara-makara yapaduralım, toplumsal araştırma bize hangi verileri sunuyor bir bakalım isterseniz.
Araştırmanın kapsama alanı Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları 2020. 4 bin 6 kişiyle yüz yüze görüşerek yapılmış. Araştırmanın paydaşı insanlar, kendilerine uzak hissettikleri parti taraftarıyla iş yapmak istemiyor. Çocuklarının arkadaşlık yapmasını veya o parti taraftarlarından biriyle evlenmelerini de istemiyor. Hatta komşu olmayı bile kabul etmiyor.
Araştırmayı hazırlayan isimlerden biri olan Prof. Dr. Erdoğan’ın çarpıcı saptamaları var!
“Daha önceki çalışmalarımız Türkiye'de siyasi parti taraftarları arasındaki duygusal mesafenin yüksek olduğunu ortaya koymuştu” diyen Erdoğan, “Bu açıdan bir değişiklik olduğunu söyleyemeyiz. Belki ‘diğeri’ olarak görülen siyasi parti taraftarlarının kimler olduğu değişmiş olabilir, ancak o parti taraftarlarına karşı hissedilen olumsuz duygular, sosyal mesafe ve siyasal hoşgörüsüzlük azalmış değil” ifadelerini kullanıyor. Çalışmalar sonucu vatandaşların sadece kendilerine benzeyen kişilerle görüş alışverişinde bulunduğunu söyleyen Erdoğan, “‘Yankı Odaları’nın azalmadığını söyleyebiliriz. Bilakis sosyal medyanın etkisiyle arttığını görüyoruz” diye konuyor.
Emre Erdoğan’a göre; araştırmanın en önemli bulgularından biri vatandaşların kendi seslerinin yankılarından fazlasını duymalarına izin vermeyen Yankı Odaları… Vatandaşlar sadece kendi siyasi görüşlerine uygun televizyon ve gazeteleri takip edip, bu bilgi kaynaklarını tarafsız; diğerlerini taraflı görüyorlar.
“Sosyal medyada da sadece kendilerine benzeyenleri takip edip, arkadaşlarını kendilerine benzeyenlerden seçiyorlar” diyen Erdoğan, “Filtre Balonları”na da dikkat çekiyor: “Sosyal medyanın algoritmalarının yarattığı ‘Filtre Balonları’ da göz önünde tutulursa; sosyal medya, vatandaşları bir tek kendi doğrusunun ‘sahici’ olduğu yanılgısına sürüklüyor. Kendisinden farklı düşünenlere rastladığındaysa bu durum ‘anormal’, ‘hastalıklı’ ya da ‘sapkın’ gözüküyor. Bu da farklı taraflar arasında diyalog kurmayı imkânsız hale getiriyor…”
Araştırmaya göre tabii ki, kutuplaşmaya en önemli etkiyi tabii ki siyasetçiler yapıyor.
Söylemleriyle, hedef göstermeleriyle ve biz/onlar ayrımı yapmalarıyla toplumdaki kutuplaşmaya doğrudan katkıda bulunuyorlar…
Öte yandan vatandaşların kendilerini yankı odalarına kapatmaları, farklı bilgi kaynaklarından kaçınmaları ve ‘ötekinin’ sesini duymak konusundaki isteksizlikleri, bireylerin kendi iradeleriyle çözülebilecek sorunlar olarak gözüküyor.
Bu araştırmanın küçük bir bölümünden notlar aldım ben. Dahası var, beteri var…
İncinirken ve incitirken… Türkiye Cumhuriyeti’ne aidiyet hisseden vatandaşlar arasında onarılmaz mesafeler açılıyor. Ne yazık ki, Bu mesafe gitgide de derinleşiyor; dikkat!













