‘Allahım, aklıma mukayyet ol günleri’nden geçiyoruz.
Koronavirüs pandemisiyle birlikte, ruhsal hastalıklarda ciddi bir artış gözleniyor.
Henüz yeni, çok sıcak bir açıklama gündemin yoğunluğu arasında kimsenin ilgisini çekmedi... Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ilginç bir çalışmanın sayısal dokümantasyonunu paylaştı ve yerkürede yaklaşık bir milyar insan, psikolojik manada yardıma muhtaç yaşadığını saptadı.
Pandemi ile birlikte, ruh sağlığının korunmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu ortaya konulan araştırmaya göre, 40 saniyede bir insan canına kıyıyor. Düşünebiliyor musunuz, 40 saniye ve bir can… Az gelişmiş ülkelerde, bu tip insanların yüzde 75’i hiçbir biçimde tedavi görmüyor.
7.8 milyar insanın yaşadığı dünyada durum bu.
Pek âlâ Türkiye’nin gerçeği nasıl?
İşte bu sorunun cevabını da Davranış Bilimleri Enstitüsü Derneği Başkanı Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk veriyor.
Konuk’a kulak verelim, bakın ne diyor:
“Türkiye’de 250-300 bine yakın ruh sağlığı profesyoneline ihtiyaç var. Ülkemizin ruh sağlığı ile ilgili süreçleri, 1928 tarihli, ‘Sıhhat ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanun’a ek maddeler ve yönetmeliklerle yürütülür. Mevcut yasanın yol açtığı en büyük sıkıntı, bu yasanın bir kelimeyle bile olsa ruh sağlığından, yani ruh sağlığı hizmetlerinin nasıl düzenleneceğinden söz etmemesidir. Durum ek maddeler ve yönetmeliklerle idare edilmektedir. Kısacası mevcut sağlık yasası ruh sağlığı hizmetinin önünü tıkamaktadır”
Konuk, ruh sağlığı yasasının neleri düzenleyeceğine ilişkin şunları kaydetti: “Ruh sağlığı hizmeti, bu hizmeti verecek yetkinliğe sahip profesyoneller tarafından verilir. Ruh sağlığı hizmetini oturtmuş ülkelerde ve daha pek çok ülkede bu hizmet sigorta kapsamındadır. Nüfusumuz çok fazla, ruh sağlığı hizmeti verecek, yani psikoterapi uygulayacak profesyonel sayısı ise çok düşüktür. Devletin, ruh sağlığı hizmetinin düzenlenmesini sağlayacak akreditasyon -lisanslama-sertifikasyon kurullarının nasıl oluşturulacağında belirleyici rol oynaması ve denetlemesi beklenir. Gönül ister ki hiçbir partinin ve siyasal görüşün çıkarının söz konusu olmadığı bir konuda partiler anlaşsın ve hızla gündeme gelsin.”
Düşünsenize, her 7-8 kişiden biri psikolojik sınırda. Yani ruhsal sıkıntılarla boğuşuyor. Küresel salgın ile birlikte bu daha da gemi azıya almış vaziyette.
Okuyanlar, eminim ki hatırlayacaklardır. Geçtiğimiz günlerde bu sütunlarda yazmıştık.
Sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek, “İğrenç bir barbarlığa doğru sürükleniyoruz” betimlemesiyle durum değerlendirmesi yapmıştı pandemiye dair.
Bu salgının gelecek gerçek krizin yalnızca küçük bir testi olduğunu söyleyen Zizek, dikkat çeken şu ifadelere yer vermişti röportajında: “Toplum iğrenç bir barbarlığa doğru sürükleniyor. Umut etmek istiyorsak, eski hayatımızın bittiğini kabul etmeliyiz. Yeni bir normal icat etmeliyiz. Üçüncü dalga bir akıl hastalığı dalgası olacak…”
Birbirinden bağımsız üç saptama var karşımızda…
DSÖ…
Sosyolog Slavoj Zizek…
Psikolog Emre Konuk…
Ve üçü de birbirini tamamlıyor aslında. Dikkat çekilen nokta berrak ve açık. Önemli bir olguya işaret ediyorlar ama dinleyen, anlayan kim?
Dünyada bitmemiş bir salgın olmadığına göre… Elbette bu salgın da bir biçimde (aşı, ilaç) nihayetlenecek. Lâkin gözden kaçan ayrıntıların sebep-sonuç ilişkisiyle, sel gidecek, kum kalacak. Bahtımıza düşen de bu olacak zahir.













