Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ydü dün.
Etkinlikler, açıklamalar, beylik laflar, artık sıradanlaşmaktan başka bir kıymet arz etmeyen, büyük çoğunluğu içi boş cümleler eşliğinde yasak savma babından nağmelere tanıklık ettik; cek-cak, falan-filan!
Günü kotardık mı, tamamdır…
Sonrasında şiddet de, hiddet de kaldığı yerden devam eder. Yine gözler kör, kulaklar sağır olur, birkaç cılız sesle geçiştirilen tavır geliştiriyormuş gibi yapmacıklık içinde kaldığımız yerden devam ederiz.
Palalısı, samuray kılıçlısı, manyağı, psikopatı, diplomalısı, diplomasızı, hâsılı aklınıza hangi modelden ve türden ararsanız potansiyel sorunlu tipler aramızda dolaşıyor. Bir bakıyorsunuz, tramvay, metroda, bir bakıyorsunuz, markette, fırında, AVM’lerde.
Şiddet, yalnızca kadına değil, hepimize bir nefes mesafede.
Elbette kadınlar mütemadiyen hedefte. Yasak savma adına yalnızca bir gün üzerinden hareket ettiğimiz müddetçe, ne kadına şiddet, ne de toplumsal şiddet bitmez bu ülkede.
Farkında mısınız bilemem ama yukarıda bir bölümünü sıralamaya çalıştığımız şiddete meyilli tipler var ya, bizim içimizden çıkıyor…
Biz yaratıyoruz bu psikolojik vakaları…
Bizim insanımız, bizim eserimiz yani…
Trafikte. Otobüste velhasılı kelam her bir yanımızda öfke patlaması yaşayan insanlarla iç içe yaşamak durumundayız.
Şiddet hep var; aile içinde, okulda, orada, burada, şurada. Kaldırın başını bakın, göreceksiniz.
Dikkat ettiniz mi bilmem ama son zamanların en dramatik cümlesi, yolda yürüyen ve günahsız bir kadını katleden samuray kılıçlı cani tarafından kuruldu… Dedi ki, “İçimde öldürme hissi vardı, karşı koyamayacağı için bir kadını seçtim…”
Öldürme hissine karşı, gücünün yeteceği birini seçiyor bu lain herif…
Üzgünüm ama bu insan ziyanı kişilikler hâlâ aramızda dolaşmaya devam ediyor. Bizler yani medya da dâhil olmak üzere, birkaç gün işi dramatize edip kenara çekiliyoruz. Sonra yeni bir vaka varsa, tekrar kere tekrar allayıp pullayıp alışılagelmiş kıytırık cümleler eşliğinde devam eden timsah göz yaşları…
Bu toplumsal sorunu bir güne indirgeyerek, şuradan şuraya yol almak mümkün değil…
Bir kez daha tekrar edelim; şiddet bağımlısı, öfke kontrolü olmayan insanlar Patangonya vatandaşı mı?
Sizin, bizim, hepimizin ailesinin içinden çıkıyor bu kişilikler.
Aile yapısı kaynaklı problemlerin yansımasıdır yaşananlar…
Ve bu ülkenin temeline inilerek, şiddet ve öfke gibi halletmesi gereken fevkalade önemli sorunları söz konusu.
İktidarıyla, muhalefetiyle bu sorunun temeli üzerinden hareketle çözüm yolları üzerinde durulmazsa, dün olduğu gibi bir günlük parlak laflarla şuradan şuraya gitmek mümkün değil.
Topyekûn TBMM, bilim insanları, akademisyenler ve konuya müdahil edilmesi geren STK’lardan tutun da aklına gelen en geniş yelpazede bu iş ele alınmazsa, daha ahlayacağımız, vahlayacağımız şiddet içeren günler geride kalmadı, haberiniz ola!













