“Yorgunuz, tenimiz esmer
İçimizde mağrur bir hüzün
Yaralarımız var eczası olmayan vurgunlar
Bir vaveyla kadar dokunsanız ağlamaklıyız…”
Şair böyle derken, aslında bugünleri anlatmıyordu elbette. Fakat şu sıralar yaşananla ne de güzel örtüşüyor dizeler…
Buhran ve katastrof dört bir yanı sarmışken…
Toplumsal gerginlik had safhaya ulaşmışken…
Art arda şiddet ve cinnet haberleri yayılırken…
Normalleşme normalleşme diye debelenip de, bir türlü normalleşemezken…
Toplumun kahir ekseriyetinin bahtına hep aynı şeyler düşüyor nedense; kısır döngü.
Aynı veya benzeri şeylerin ekseni etrafında dön baba dönüyoruz. Üç aşağı, beş yukarı merkezi belli olmayan suni gündemlerle oyalanırken, insanlar hali pürmelali hakkında dönüp arkasına bakma gereği bile duymayan bir anlayış hâkim; iktidarıyla, muhalefetiyle…
Hayat pahalılığı ve enflasyon minimum 75 milyon insanı derinden etkilerken ve inim inim inlemesine sebep olurken, yasak savma adına kıytırık cümlelerle yol alma. Kendi tabanını konsolide etme derdine düşen siyasilerin ne gerçeği görme, ne de gerçeklerle yüzleşme gibi bir derdi yok; şu sıralar bunu en net biçimde anlıyoruz.
Bakın buradan en berrak haliyle yazalım:
31 Mart seçimleri ile birlikte başlayan ve adına, ‘normalleşme’ ya da ‘yumuşama’ denilen dönem var ya, ömrünü tamamlamış görünüyor. Ben diyeyim üç, siz deyin beş vakte kadar hiddeti-şiddeti yerli yerinde cümlelerle iktidar-muhalefet arası karşılıklı suçlamalar gök kubbeyi bile sarsar. Üstelik bu durum, her zamanki gibi kraldan çok kralcılardan oluşan bir grup tarafından geçer akçe argüman olarak kullanılır ve toplumun her katmanına daha önceki seferlerde olduğu gibi alabildiğince yayılır gider. Sonuç; olan her zamanki gibi evine iki somun ekmek götürmek dışında düşünce taşımayan helal alın teriyle hayatını idame ettirmekten öte amacı bulunmayan garip gurebaya olur.
Çözüm odaklı olmaktan gitgide uzaklaşan, günübirlik siyasi çekişmelerle yol almaya, zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu günlere hoş geldiniz…
Bu kafayla devamke…
***
Bakın bu yazıyı yaklaşık 15 ay önce yayınlamıştım… 15 ay önce, 15 ay sonra, ne demişiz, ne olmuş… Değişen hiçbir şey yok, hatta gidişat daha da kötüye. Yani sözün bittiği noktadayız; hayırlara vesile…













