Geçmişe takılıp kalmamak lazım ama unutmamak da şart.
O sebeple, her koşulda biraz nostalji her zaman iyidir. Yani geçmişi yad etmek, hatırlardan bir demet çıkarıp ortaya koymak ve gönülden gönüle bunları paylaşabilmenin kendine özgü bir lezzeti olduğuna inananlardanım!
Yok yok; “Biz eskiden eskiden su içerdik testiden” gibi yaklaşımlarda bulunmayacağız.
Galiba şimdilerde eksik kalan, ya da bizim öyle hissettiğimiz şeyler üzerine şöyle bir tur atalım istedik, hepsi o.
Zaman su misali akıp giderken, şimdilerde bazılarına komik gelecek şeyler yaşanıyordu bu ülkede...
Lakin bir nesil bu günleri yaşadı; içinde, ortasında ve sonuna kadar!
Amacımız durup dururken kuşak çatışması yaratmak filan değil.
Bilinmesi gerekenler bilinsin, alınması gereken dersler alınsın diye tüm çabamız.
Evet...
Çok şeyler değişti... Çook!..
Evet...
Hep ileriye bakmalıyız...
Evet...
Yönümüz geri olmamalı...
Ancak, geçmişi unutmamak, hatırlanması gerekenleri ve de insanlığımızı, dahası özümüzü çöpe atmayarak!
Düşününün...
Yemeklerin gaz ocağında piştiği dönemler…
Bir piknik tüp LPG için saatlerce kuyruk beklemeler.
Karaborsa yüklü yıllar.
Bir paket Maltepe sigarası için itiş-kakışlar…
Kimin nerde kuyruk bulursa sıraya geçtiği günler...
Yani şairin dediği gibi, “yolların bozuk, muslukların bozuk, adamların adam” olduğu, gündüzleri sütçümüz, geceleri bekçimizin varlığını hissettirdiği o meşhur zaman dilimlerinden esintiler aksettiriyorum size.
Hadi canım nidalarıyla o günleri yaşamayan ve dudak bükenlerin yanı sıra, “Hakikaten yahu ne günlerdi be” diyerek iç geçirenlerin çoğunlukta olduğunu bilerek göndermeler yapıyorum tabii ki.
Atlamayalım, unutmayalım…
Bir telefon görüşmesi için saatlerce beklemeler ve bin bir güçlükle gerçekleşen bağlantı sonrasında, “Alo Ankara çık aradan” lakırtılarıyla karışan konuşmalar da işin cabasıydı o günlerde.
Çek ve senet kelimelerinin tedavülde olmadığı Ahilik kültürü yüklü esnafların var olduğu düzenin içinde, sanki sihirli bir el geldi, bize dokundu da, bir gece tüm iyi ve güzel şeyler bu ülkeyi terk edip gitti...
Konya Ovası’nın tahıl ambarı, Mersin’in muz cenneti diye anlatıldığı hayat bilgisi kitaplarıyla büyürken, teknolojinin baş döndürücü hızını keşfettik.
Sonra baktık ki, Türkiye artık ithal muz ithal ediyor. Buğdayı dışarıdan alıyor.
Zamanın acımasız potası içinde eriye eriye, teknoloji olarak o kadar çok şey kazandık ki, sırala sırala bitmez...
Lakin çeyrek yüzyıllık bu serüven içinde değişe değişe, dönüşe dönüşe bir şeyi unuttuk.
Kapıyı kapattık...
Ve insanlığı...
Ve adamlığı…
Ne yazık ki, kapattığımız o kapının önünde bıraktık...(Tekrar)













