Kayseri’de uyuşturucuya karşı muazzam bir mücadele var.
Vali Gökmen Çiçek ve Emniyet Müdürü Atanur Aydın, olağanüstü bir gayret içinde ve deyim yerindeyse zehir tacirlerinin nefes almasına bile izin verilmiyor bu şehirde.
Daha önce de yazdık bilmem kaç kere, kolluk güçlerinin mücadelesi yetmiyor elbette. Toplumsal ve topyekûn mücadele şart.
Ve elbette karşımızda 86 milyonu ilgilendiren devasa bir problem duruyor karşımızda.
Bakın sadece birkaç gün önce Yeşilay Genel Başkanı Mehmet Dinç’in Uluslararası Uyuşturucu ile Mücadele Günü’nde yaptığı açıklama, yüreğimizi bir kez daha sarstı… 2024 yılında Türkiye’de uyuşturucuya bağlı ölümler bir önceki yıla göre yüzde 42 artarak 427’ye yükseldiğini ifade etti. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine dayanan bu rakam, sadece istatistik değil; 427 ailede yitirilen evlatlar, parçalanan hayatlar ve geleceğimizi kemiren derin bir yara olarak bir kez daha karşımıza çıktı. Üstelik 2025 ve 2026 yılına ait veriler henüz yokken…
Doğal olarak, 427 ölüm, buzdağının sadece görünen kısmı. Arkasında binlerce bağımlı, on binlerce risk altındaki genç ve toplumun yavaş yavaş erozyona uğraması var. Uyuşturucu, sadece bireysel bir tercih değil; organize suçun, kara paranın ve nesil kaybının aracı haline geldi de işin bir başka vahim yanı…
Bu mesele, tek bir kurumun veya bakanlığın yükü değil. Aileden okula, medyadan sivil toplum kuruluşlarına, güvenlik güçlerinden yerel yönetimlere kadar elbirliği, gönül birliğiyle bir seferberlik olmazsa olmaz koşul olarak karşımızda duruyor... Okullarda etkili, korkutandan ziyade, bilinçlendirici eğitim programları; ailelere yönelik farkındalık kampanyaları; bağımlılıkla mücadelede daha fazla YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezi) ve rehabilitasyon kapasitesi; sınırdaki kaçakçılıkla daha kararlı mücadele... Ayrıca, medyanın da gerçek manada sorumluluğu büyük. Uyuşturucu haberlerinde sansasyon yerine eğitici ve caydırıcı bir dil kullanmak, gençlere uyuşturucunun gerçek yüzünü göstermek gerekiyor.
Yeşilay Genel Başkanı Mehmet Dinç’in çağrısı çok berrak; uyuşturucu ile mücadele bir güvenlik meselesi olmanın ötesinde, toplumsal bir sorumluluktur ve zorunluluktur. Yeniden hatırlatmak gerekirse, 427 can, bize artık yeter diyor. Bu sayının önümüzdeki dönemlerde düşmesi, ancak hepimizin elini taşın altına koymasıyla mümkün. Gençlerimizi, ailelerimizi ve geleceğimizi korumak için geç kalmadan harekete geçmek lazım. Zira her kaybedilen genç, sadece bir rakam değil; çalınmış bir hayattır; unutmayalım, unutturmayalım!













