Mevsim sonbahara döndü.
Hafta sonundan itibaren hepimizi bunaltan o sıcak hava dalgasından da uzaklaşmış olacağız. Lakin o dalga gidecek, bu kez başka dalga gelecek; hem de çok sarsıcı biçimde.
Malum eylül ayına girmenizle birlikte cep yanma dönemi başlar. Okulların açılıyor olmasının getirdiği kılık-kıyafetti, kırtasiye giderleriydi, kışa hazırlıktı derken dar gelirlinin kâbus günleri başlar. ‘Zaten başladı bile’ diyenlerinizi duyar gibiyim; haklısınız!
İktidarın da kabul ettiği yüksek enflasyon ve alım gücünün düşmesiyle zaten ay sonunu getirip getirmemek arasında sendeleyen çalışan kesimi zor günlerin beklediği muhakkak. Yaşam kalitesinin sürekli aşağıya doğru seyretmesi ve bunalan toplumun önemli bir kesimi adına bir dizi hamleler, iyileştirmeler yapmazsa, yandı gülüm keten helva dönemine direkt geçiş yapmış olacağız haberiniz ola…
Ekonominin dümenini tutan Bakan Mehmet Şimşek, “Sabır da, sabır” diyor ama işçisi, memuru, emeklisi, hâsılı çalışan tüm herkes de “Sabır taşı da çatladı” diyor haliyle. Anlaşılan şu ki; sonbahar da zor geçecek, kış da… Ayakta kalma, var olma mücadelesi içinde koşturan insanların önemli bir bölümü ise iktidardan beklentisini yitirmiş ama muhalefetten ise daha beter biçimde umudu kesmiş…
Yani daha net yazarsak, ne iktidar, ne muhalefet iki tarafa da inanmama modunda vatandaş. Bu çok sıkıntılı bir durum. Hani koşar adım yerel seçimlere doğru gidiyoruz ya, seçmende net bir biçimde güven sorunu var. Bunun tam karşılığı umutsuzluk. Oysa beklenti net: Karşılıklı kısır çekişmeler, çemkirmeler yerine, gözle görülür, elle tutulur 85 milyonu ikna edecek tavırların, projelerin hayata geçmesini bekliyor makul insanlar.
Buradaki ‘umutsuzluk’ kavramını kimse hafife almasın ve yabana atmasın. Toplum eğer ki umudunu-hayallerini kaybederse elimizdeki tüm değerler uçar gider demedi demeyin.













