“Şehirler insanlara benziyor
Ya güzel oluyorlar, ya çirkin
Ya suskun, ya cıvıl cıvıl
Ya gizemli, ya hodbin
İçinde yaşayanların ruhu siniyor şehirlere…”
Yazar Emir Kalkan, ruhu şad olsun… (1948-2015) Kanatsız Kuşlar Şehri kitabında Kayseri’ye tasvir ederken bu cümleleri kuruyor.
Sonrasında da devam ediyor:
“Güzel insanların şehri şehirleri de kendileri gibi güzel oluyor...
Birbirlerine girmiş mahalleleri, dar sokakları, tek katlı basık evleri ile kocaman bir köy gibiyri Kayseri...
İnsanların buluştuğu geniş çay bahçeleri, yeşil ağaçların altında nargile içen, aznif yazan ihtiyarları, birbirine takılan esnafı, yazlık sinemaları, sebze bahçeleri, at arabaları, faytonları, eşek üzerinde bağa giden yaşlıları, çar örtünen teyzeleri, utangaç gençleri ile...
Gözlüğün Oslanları, Çetoları, Deli Döneleri, Cemil Emmileri ile herkesin birbirini tanıdığı, birbirinden hoşnut sakin bir şehirdi.
Atmışlı yıllardan sonra, hızla büyümeye başladı...
Dört bir yana açıp kollarını genişledi.
Çok katlı binaları, işhanları, yüzlerce fabrika, binlerce atelye, dükkân, mağaza, market, altgeçitleri, üstgeçitleri, yer altı çarşıları, dev siteleri, dev iş merkezleri ile çağdaş, kocamlan bir metropol oldu...
Ancak büyümenin kaçınılmaz sonucu, eski sıcaklığını da yitirdi...
Güler yüzü, sevecen yüzü, rint yüzü kayboldu... Hep koşturan, mekanik, melankolik, birbirine yabancı tıknefes bir insana döndü…”
Yukarıda yer alan saptamaların herhangi birine katılmamak ne mümkün!
Yazarın Kayseri’yi anlattığı o güler yüzlü şehirden geriye ne kaldı sahi; kocaman bir hiç.
Mekanik tavırlar; kalabalıklar, koşuşturmalar ve sevdasız, cezbesiz, coşkusuz, solgun bir hayat!..
Her şey yapay ve kuru… Mutluluğa dair tek satıre emare bile yok…
Kayseri mi, kitaplarda kalan o mutlu şehir değil artık!













