Siyaseten yalamak lazım; yalama olana kadar.
Yalnızca ayakkabı yalamakla kalmamalı insan, yalama yetisi nereye kadar uzanırsa yalamaya devam etmeli; dili pütür pütür olana değin…
Hatta ve hatta yalama işinin eğitimini almalı; yalloş kıvamına gelene kadar yalamalı.
Mesela, ayakkabıyı elle yalamak gibi, Türk Dil Kurumu’na inat yeni deyimler bulmalı insan… Sonra oturup, “Ayakkabıyı elle ne güzel yaladım ulan” diyebilmeli, ortaya attığı fikriyle de gurur duyabilmeli…
Pes arkadaş.
Şirazesi bozuk günlerden geçiyoruz ve görüyoruz ki, gerçekten de at izi, it izine karışmış.
Sahi Ziya Paşa ne diyordu:
Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr,
Katır mühürdar oldu, eşek defterdar…
Paspayeliğe bile rahmet okutacak günlerden geçiyoruz ne yazık ki!
***
Ben sizin hayata baktığınız yönü reddediyorum, hatta sırtımı dönüyorum ve kepazeliklerinizle sizi baş başa bırakıyorum der bir bilen…
Sadi-i Şirazi devam eder: Eksik olsun zilletle elde ettiğin yemek; tenceren kaynıyor, şerefin devrilmiş…
-İnsanı yoran hayat değil, biliyoruz ki taşıdığı maskelerdir.
-Dünyada gerçeği konuşmak kadar zor, yalakalık yapmak kadar kolay bir şey yoktur. ( Fyodor Dostoyevski )
-Hayat bir tiyatro gibidir, en kötü insanlar en iyi yerlerde otururlar…(Aristophanes)
Günün anlam ve önemine binaen, Ahmet Yılmaz ile güne nokta koyalım:
Bir kaç köpek gülsün diye,
Kurda kıyan kul utansın
Mevki, makam, para için,
Alkış tutan el utansın.
Çıkar için şerefsizce,
Kıç yalayan dil utansın.
Annenizin suçu yoksa,
Sebep olan döl utansın.
-Büyük filozof Sokrates der ki: “Felsefe, neleri bilmediği bilmektir…”













