Küresel salgın, ister istemez siyaseti de vurdu.
Her ne kadar siyasal arenanın içinde zaman zaman hareketlilik yaşansa da, öyle gürül gürül bir tavır yoktu karşımızda.
Bu koşullarda, olmaması da doğal zaten.
Elbette biz işin Kayseri tarafına bakıyoruz, değerlendiriyoruz.
Pandemi günlerinde karınca, kararınca tavırlar gördük Kayseri adına. Kendi çaplarında olabilirlik çizgisinde, belirli çerçevede yol alma gayretleri de diyebiliriz buna. Gündemde kalma, gündemi belirleme adına tabii ki siyasi partilerin stratejileri vardı. Kimileri başarılı oldu, puan topladı, kimileri ise yerinde saydı, sınıfı geçemedi.
Malum, zor bir süreçten geçiyoruz. Zor süreçten geçerken, insana dokunmak sanıldığı kadar kolay değil aksine zor. Zira insanlar, hem madden, hem de manen bunalmış daralmış vaziyette. Detaya girmeye gerek yok ama pandemi eksenli zaman dilimlerinde, doğru hamleler, doğru dokunuşlar yapan-yapabilen siyasiler olduğu kadar, oturduğu yerden ahkâm keserek işini yaptığı zannına kapılanlar da yok değil elbette.
Tecrübeyle sabit yılların ortaya koyduğu gerçek şu: Sokağın nabzını adamakıllı tutan siyasi partiler önünde, sonunda kazanır. Doğal olarak yalnızca sokağın nabzını tutmak yetmiyor. Bir de bu duruma dâhil politikalar üretmeniz gerekiyor.
Şu salgında yaklaşık 15 aylık zaman dilimini hangi siyasi parti nasıl değerlendirdi yorumunu, elbette seçmenlere bırakıyorum ve esas mevzuya dönüyorum. Bugünden (1 Haziran) sonrası genel ve yerel siyasette yoğun günlerin bizi beklediğini net olarak söyleyebilirim.
İster zamanında (2023) isterse erkene alınabilecek genel seçimler adına hareketli günler başlayacak. Bu yeni dönem ile birlikte gönlünde aslan yatan, yani vekillik dâhil siyasal ikbal beklentisi içinde olanları arz-ı endam ederken görmek mümkün olacak.
Anlaşılacağı üzere, tüm siyasi partilerde yaz günleri sıcaktan daha da sıcak geçecek; bunu ön görmek pek ala mümkün.
Kısıtlamaların gevşemesi ve yavaş yavaş hayatın normale dönmesiyle birlikte, gelen günler bize siyaseten bakalım ne getirecek…













