CHP ile birlikte hayatımıza mutlak butlan girdi. Butlan aşağı, butlan yukarı!
Oysa Türkiye’nin ihtiyacı olan hayatın her alanında mutlak arınma olmalıdır ve bu kaçınılmazdır, fakatsız, lakinsiz, amasız kaçınılmayacak tek seçenek olarak da karşımızda durmaktadır.
İnsanlığın tüm değerlerinin örselendiği, iyiye dair ne varsa çöp poşetine bırakıldığı bu günlerde, herkes görüyor ki, varılabilecek menzil uçurumun dibinden başka bir yer değildir. Toplumun fabrika ayarları topyekûn yerle yeksan olmuşken ve her geçen gün her şey kötüye giderken olan biteni seyretmek yerine doğruyu, güzeli, liyakati ve adaleti istemek elbette hepimizin hakkıdır. İşte bunun gerçekleşmesi için de yapılması gereken temel prensiplerin hayata geçmesi beklemek ve istemek, hava kadar, su kadar kıymetlidir.
Sağduyulu insanlar, yani hiçbir mahalleden yana taraf olmayanlar, her gün hiddet, şiddet haberleri yerine bir avuç huzuru hayal ediyor. Yazılı olan veya olmayan kurallara uyulan, ahlakın, dürüstlüğün, saygının yanında saf tutulmasının kıymetine dikkat çekiyor. Herkes kabul ediyor ki, toplumsal çürümüşlüğün içinde berbat günlerden geçiyoruz. Acilen, hep birlikte iktidarıyla, muhalefetiyle ‘milli duruş’ çerçevesi içinde geniş perspektifli bir plana ihtiyacımız olduğu apaçık ortada. Net biçimde ifade edelim: Partiler değişir, yönetimler gider; ama vatandaşın devlete güveni bir kez çöktü mü, hiçbir yargı kararı onu tek başına ayağa kaldıramaz. Toplum olarak istemez ve talep etmezsek, arınma da gelmez.
Bakın mesela, yargı, her türlü güç odağının kirini temizleyebilmelidir. Sadece muhalefi ezmek için kullanılan bir sopaya dönüşen adalet, adalet olmaktan çıkar ve yozlaşmanın en temel unsuru olarak karşımıza çıkar…
Bakın mesela, kamu yönetimi, liyakat mezarlığına çevrilmemelidir. Torpil, rüşvet ve kayırmacılık, devleti seirirken ve dahi kemirirken, vatandaş adalet diye yalvarır hale gelmemelidir.
Bakın mesela, siyasi partilerin tamamı, iç demokrasiyi tiyatro sahnesine çevirmemelidir. Aslına bakarsanız, AK Parti'sinden CHP’sine, İYİ Parti’sinden diğerlerine kadar hepsinde durum aynıdır. Düşnün bi siyasal partilerde deelege iradesi gerçekten özgür mü, yoksa para, makam ve korkuyla mı yönlendirilmektedir?
Bakın mesela, medya ve sivil toplum örgütlerine… İstem dışı körlük mü yaşamaktadır, yoksa gücün yanında mı saf tutmuşlardır? Bir taraftaki şaibeyi, harsızlığı, ahlaksızlığı ballandıra ballandıra anlatırken diğer taraftakini görmezden gelmek, toplumun batışına atılan adım değil midir?
İşin özü şu: Hayatın her alanında ikiyüzlü ve haksızlığın yanında yol alanların egemenliği sona ermedikçe ‘ah’larla-‘vah’larla daha çok karşı karşıya kalacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Ya toplumsal arınmanın hayat bulması için birlikte adım atacağız, ya da elinin körü günleri içinde debelenip gideceğiz.













