Geride koskocaman hayal kırıklığı bıraktı, gitti; etik ve ahlaki temellerin üzerinde tepinerek yaptı bunu…
Oysa görev yaptığı dönem içinde aşırı afili ve ağdalı cümleler eşliğinde taraftarla duygusal bağı olduğunu kendini Kayseri’nin bir parçası olarak gördüğünü sıklıkla dile getiriyor, aforizmalarına şarkılar, türküler eşlik ediyordu. Bir akşamüstü baktık ki, ceketini almış ve gitmiş; hem de yangından mal kaçırır gibi…
Kayseri, Kayserispor camiası ve özellikle taraftar, geldiği günden beri teknik patron Çağdaş Atan’ı öyle bir bağrına basmıştı ki, sormayın… Dillere destan bir durum vardı orta yerde. Taraftar kendisini çok seviyor, o da buna karşılık veriyor görünüyordu. Görünüyordu doğru bir kelime, zira adam ‘mış’ yaparak gideceği günün hesabı üzerinden uyguladığı senaryoyu hayata geçirmiş. Bunu nereden anlıyoruz; elbette kendisinin gidiş şeklinden.
Bakın mesele iyi anlaşılsın. Profesyonel hayatın içinde, ayrılıklar, gitmeler, gelmeler çok doğal şeyler. Fakat söylemlerinizle, yaptıklarınız örtüşmezse bunun adı aldatmaya, kandırmaya girer. Nitekim Atan Hoca da, görev yaptığı süre boyunca tribüne oynamış, istediğini elde etmiş ve en olmadık yerde bırakıp gitmiştir. Hiç kimse sebep aramasın, iş tamamen duygusal!
Şimdi diyenler olabilir, iyi de hoca Kayserispor’u hiç mi bir şey vermedi. Tabii ki ama Kayserispor’da kendisine çok daha fazlasını verdi. Yani yoktan bir hoca var etti…
Anlatalım o zaman:
Birincisi, Kayserispor’a gelmeden önce o zaman bir alt ligde yer alan Samsunspor ile anlaşmasına karşın tavrı, tarzı nedeniyle işe başlamadan gönderilen Çağdaş Atan’a sınırsız güvenle kucak açan Kayserispor oldu.
İkincisi, Atan Hoca Kayserispor’a gelirken transfer yasağı olduğunu açık ve berrak bir biçimde biliyordu. Geldi, görev aldı, başarılı oldu. Ancak gidişi resmen fiyasko ve unutulmayacak bir kandırma senaryosundan öteye geçmedi.
Üçüncüsü, , Atan’ın daha imza attığı 3 yıllık sözleşmenin mürekkebi kurumamışken, bir akşam ansızın sosyal medya üzerinden istifa ederek, dakikasında Başakşehir ile anlaştığının deklare edilmesini yalnızca ben değil Kayseri’de herkes müptezel bir ruh hali olarak kayıtlara not düştü, vesselam.
Dördüncüsü, geçen sezon noktalandığında, “Benim misyonum buraya kadardı, hoşça kalın” dese bu şehir kendisini çiçekler ve gözyaşlarıyla uğurlardı. O ne yaptı; yeni sezona başladı. 4 maç oynadı, 3 beraberlik, 1 galibiyet ve yenilgisizlik serisini yakalamışken, ‘fırsat bu fırsat’ segmenti üzerinden, zaten kovaladığı takımlardan biri olan Başakşehir’e imzayı attı. Bu gidişin hiçbir tarafında dürüstlük yok, ahde vefadan bahsetmiyorum bile. Oysa transfer tahtasının açılmasına ramak kaldığını bilmesine rağmen yaptı bunu…
Burada durup parantez açmakta fayda var. Bakın bunca yıllık tecrübeyle sabittir ki, birkaç istisnayı bir kenara bırakalım futbolcu-teknik adam cenahında sevginin adını yeşil dolarlardır, gerisi ise onlar için angaryadır, teferruattır. Forma-takım aşkı filan, özde değil, sözdedir. Günün sonuna geldiğimizde yüzümüze çarpan bu gerçeğin ta kendisidir.
Ne diyelim, bir musibet bin nasihatten iyidir.













