Yeni değil, yıllardır aynı terane, aynı tavır. Futbolda yaşanan yabancı hayranlığı tıpkıbasım versiyonuyla Kayseri’de, bizim meslekte hep vizyonda.
Ankara, İstanbul eksenli gazeteciler ne zaman Kayseri’ye gelse, âlây-ı, vâlâ ile ağırlanır. Her türlü imkân, koşul ayaklarının altına kırmızı halı olur. Makam aracı gibi kullanılacak otomobillerden, otel masraflarından tutun da, yeme içmesinden, giderken çıkınına konulacak pastırma, sucuğuna kadar en ince detayı düşünülür. Dedim ya, yeni değil, uzun yıllardır aynı film tekrar kere tekrar vizyona girer ha girer…
Hatta bu bahsettiğim tip gazeteciler, rica ile Kayseri’ye getirilir. Yerler, içerler, giderler. Sonra ya çıktıkları ekranda, ya da kendilerine tahsis edilen köşelerinde iki satır övgü dolu güzelleme yaparlar olur biter… Sorarsanız, adlarının önünde-sonunda ulusal yaftası vardır bunların… Nasıl bir ulusallık ise, biri izah edebilir sanırım bu durumu… Benim bildiğim ulusal basın, Milli Mücadele yıllarında kaldı, şimdilerde bu anlayışın yerine, reklam. İlan ayaklarına bir de cüzdan kabarıklığı ilave olundu hepsi bu.
Dışarıdan gelen gazeteciler baş tacı, içeridekilere ‘kapının danası, öküz olmaz’ muamelesi; hikâye bu. Halbuki Kayseri, gazete, tv, radyo, internet siteleri dâhil birçok noktada meslek adına önemli işlerin altına atan bir şehir. Tartışılacak yönlerimiz yok mu, elbette var. Hatta uzun uzadıya var… Ancak benim anlatmaya çalıştığım şey, ortaya çıkan tablonun irite seviyesine gelmesi. İlla da, örneklendirmek gerekirse, para varsa başka kuş, para yoksa Fehmi Kuş (Bu örneği, bilenler bilmeyenlere anlatsın) ne yazık ki bir durum ile karşı karşıyayız. Ayrıca, amiyane bir deyim vardır; derdi belayı Gaspar çeker, balı kaymağı Agop yer diye. Kayseri olarak bulunduğumuz yer tam olarak burasıdır.
Tabii ki bu sözler şehri yönetme makamında olanların büyük çoğunluğuna. Lafımızı esirgeyecek halimiz de yok. Bu ikircikli tavır, meslek adına melalin ta kendisidir.
Unutmayın; yok sayarsanız, yok sayılırsınız!













