Kayseri enteresan şehir; zemini kaygan, insanı kahir ekseriyetle erkten yana.
Dönem düzen değişse bile, bilinen ve değişmeyen çehreler, gölge verecek bir ağaç mutlaka bulur. Bu dün de böyleydi, bugünde tıpkısının aynısı durumlar söz konusu.
Siyaseti bir tarafa bırakırsak ve mevzubahis Kayserispor olursa kerameti kendinden menkul tipleri mutlaka kadraja girerken görürsünüz. Ortak özellikleri ikircilikli olmalarıdır. Yüzünüze karşı başka, arkanızdan başka konuşurlar. Sövdüklerini, severler… Sevdiğini söylediklerine de çatır çatır söverler… Ar, haysiyet mi, hak getire… Bu şehir, bilhassa Kayserispor bu modeller yüzünden neler çekti neler?
Kayseri’nin Sarı-Kırmızı renklere haiz marka değeri kongreye gidiyor ya, rant hesabıyla sağa sola seğirtenlerin haddi hesabı yok. Hesap demişken, Kayserispor’da zaten hesap veren de yok. Bu yıllardır süren hoyratlık, aynı biçimde devam ediyor. Yersen parmak hesabı var… Gelen de ‘enkaz aldık” edebiyatıyla başlıyor, sonrasında borcu ikiyle, üçle çarparak enkaz bırakıp gidiyor. Kentin makûs talihi, kısır döngüsü de ne hazindir ki bu.
Ve işin en komik tarafı, kim daha çok borç bırakır ve kulübü zarara uğratırsa, o daha fazla övgüyü(!) ve alkışı(!) alıyor. Acı ama gerçek bu.
Bakıyoruz, kulübün borcu bir milyara dayanmış ve sıralamada 5. Büyük(!) olmaya hak kazanmış… Dahası, borç konusunda 4 büyüklerin ardından adını en yukarıya yazdırmış… Gördünüz mü büyük marifeti şimdi…
Yazının yukarıda yer alan satırlarında anlatmaya çalıştık… İkircikli dedik ya… Hem “Başkanlığı düşünmüyorum” diye çarşaf çarşaf demeç veren, hem de perde arkasında liste çalışması yapan (ki burada kendilerini alkışlamak lazım) insanlara tahammül etmek durumunda kalıyoruz.
Her ne kadar üç perdelik komedinin içinde yer almak istemesek bile, bize de sürekli soruyorlar; “Kayserispor ne olacak, başkanlık koltuğu kimde kalacak” diye… Aslına bakarsanız, Kayserispor’a başkan kim olmalı, kimler olmamalı üzerinden hareket etmek lazım.
Mesela kimler Kayserispor’a başkan olmamalı… Buradan başlayalım.
Futbolun F’si ile alakası olmamasına karşın, bilgi sahibi olduğu hissine-zannına kapılanlara asla ve kata yer verilmemeli bu kulüpte…
Kendi menfaatleri önceleyen ama bunu yaparken de “Kayserispor’u seviyoree” teranesiyle aldatanlar, kandıranlar tesislerden içeri adım bile attırılmamalı…
Üç-beş menajerin ara gazıyla çalışanların hiç mi hiç esamisi okunmamalı…
Vizyonu-nosyonu Boğazköprü’yü geçmeyen, geçemeyenler mümkünse kırılmaz kızılcık sopası yordamıyla arkalarına-önüne bakmadan kovalanmalı…
Halis-muhlis Kayserisporlu gibi davranıp, sureti haktan görünmesine karşın, içindeki İstanbul hayranlığını bastıramayanlara bırakın başkanlık koltuğuna oturtmayı, elleri bile sıkılmamalı.
Dün, bugün, yarın yüzsüz maske ile dolaşan ve Kayserispor’dan dem vururken cebe çalışanlar korosuna hiç mi hiç yüz verilmemeli.
Liste uzar gider gitmesine de, yüzsüzler biter mi onu bilemem işte.
E o zaman Kayserispor’a kim başkan olmalı faslını açalım.
Lafı da hiç sündürmenin masanı yok:
Vizyon sahibi,
Ekonomik gücü olan,
Para veriyorum diye ağlaşmayan,
Zorlu bir süreç için sızlanmadan vaktini, zamanını ayıran,
Kayserispor’u babasının malı sanmayan,
Vizyonu bulunan,
Şeffaflığı, Profesyonel yönetimi ilke edinen,
Körler, sağırlar birbirini ağırlar hikâyesinde olduğu gibi kendi başına transferler yapmayan,
Kolluk da, kıllık bende zihniyetini reddeden,
Kayserispor sevgisinin katıksızlığı tartışma konusu dahi edilmeyen,
“Ben var ya ben… Ben olmazsam Kayserispor olmaz” nidalarının arkasına saklanarak, binbir fırt çevirmeyen,
Doğru bir yönetim kadrosu ile ekip ruhunu benimseyen birileri vardır zahir bu şehirde.
Demem o ki, Kayserispor ya önümüzdeki kongrede doğru bir seçim yaparak salaha erecek, ya da çıkmaz bir sokakta bulacak kendini.
O zaman memleket sizin, karar sizin; buyurun!













