İlginç günlere eşlik etmek zorunda kalıyoruz siyaseten. İkitidar, muhaletefi, muhalefet de iktidarı hemen hemen her konuda adamakıllı suçluyor. Bu karşılıklı suçlamalar sırasında çoğu kere kantarın topuzu kaçıyor. Karşılıklı seviye o denli düşüyor ki, “Yeter artık” dediğimiz ve tepki koyduğumuz zaman dilimleri oluyor.
Farkında mısınız bilmem ama ‘Türkiye’nin sorunları ve çözüm yolları’ üzerinden hiçbir tartışmayı görmüyoruz. Oysa biz bunu görmek istiyoruz. Lakin ne iktidar tarafından, ne de muhalefetten çözüm odaklı somut adımlara tanıklık edemiyoruz.
Laf olsun, torba dolsun babından ifadeler ise gırla gidiyor.
Sen şunu yaptın, sen şunu yapmadın… Eskiden eskiden, biz su içerdik testiden ötesine geçmeyen sığ çekişmeler…
Ülkem insanı sıkıntılı, ekonomik manada ciddi bir krizin içinden geçiyor… Bulunduğumuz coğrafya derseniz her koşulda sancılı; hâlâ bir bardak suda fırtına koparmak ve kendi tabanını konsolide etmekten öteye gezmeyen vaziyetler, hezeyanlar silsilesi hücumuna maruz bırakılıyoruz.
İçi boş tencere misali, kofluktan öteye geçmeyen cümlelerin alıcısı var mı?
El cevap; elbette var. Sorun da tam olarak bu noktada başlıyor. Ülkede yaşayan herkesi aynı torbaya koyup, öyleymiş zannıyla kayıkçı kavgasının içine dâhil etmek adına akıl sınırlarını zorlayan, ham hayallerle ufuk yolculuğu yaptırılmak isteniyor benim güzel ülkemin insanına. Üzgünüm ama aynı hastalık, hem iktidarda, hem de muhalefette var. Tabii durum bununla da sınırlı değil. Sosyal medyada da aynen öyle. Taraflar birbirine saydırıp, giydirmekle meşgul. Herkes de, halinden memnun iyi mi?
Yahu arkadaş, lakırtının ötesine geçmeyen ve sağduyulu, sağlıklı beyinleri bu denli küçümsüyorsunuz ya, sözün bittiği yer de tam olarak burası işte. Bırakın bu ucuz polemikleri, bu işten yorulan çok ciddi sayılara ulaşan toplumsal kitleler var. Yeter artık sahiden de, bu ülke bizim ve hepimizin farkındaysanız!













