Bakın; tabiatın en küçük hareketinde teknolojinin nasıl da sırtıstü tuş olduğuna tanık oluyoruz...
İşte kar.
İşte kış.
Hani şöyle bir yüzünü gösterdi ya, her şey ters yüz.
Yollar kapalı.
Trafik keşmekeş.
Hayat durma noktasında neredeyse.
Biz şanslıyız... Yani karakış yüzünü gösterdiğinde Kayseri’de yaşıyor olmak, çok önemli sıkıntı kaynağı değil, çünkü, bu şehir konum itibariyle sıkıntıya meyyal bir hâl arzetmiyor. (Bakınız diğer şehirlere)
Zaten Anadolu’ya kış gelmiş gelmemiş önemli değil...
Kar İstanbul’a yağdığı zaman kış gelmiş oluyor medyaya göre.
Başka yerde kar, hangi etkiyi bırakırsa bıraksın medyayı ilgilendirmez, ancak İstanbul’a şöyle bir serpiştirdi mi, gündem bu demek. Bildiğiniz her yıl aynı terane…
Kış mevsimindeyiz ve çilesiyle birlikte olması gerekenleri yaşıyoruz vesselam.
Bakmayın siz insanların şimdilerde sızlandığına, eskiden kışlar hakikaten daha sert ve soğuktu...
Kar ucundan azıcık değil, adam gibi yağardı.
Odun-kömür yanardı sobalarda...
Ne bileyim, kuzinelerin üstünde kestane mi istersin, yoksa patates közleme mi, geceye ve kışa ait ne ararsan yerli yerindeydi işte.
Zordu o günler ama keyifliydi doğrusu.
Kimileri irite olabilir ama kış mevsiminin bir tarafı hep sevimli gelir bana...
Sizi bilmem ama kış mevsimi geldiğinde, kar yağdığında düşünceler alır götürür beni çocukluğuma...
Yani bir yanıma dokunur, hatta mutlu olurum...
Şimdi bana kızanlar olabilir...
Kar, kış kıyamet sevilir mi diye tepki verenlere de itarazım yok; doğrudur da...
Ancak, güzel anılar değil mi bizleri ayakta tutan biraz da...
Şimdi her ne kadar sobada kestane, patates yapamasakta, o muhabbetli atmosferleri teneffüs edemesekte, anlık olarak hissiyatı bile iyi geliyor... Ya da ben öyle algılıyorum...
En azından anılar öyle yönlendiriyor...
Kaloriferin olmadığı, doğalgazın bilinmediği kormonmonoksit yüklü dönemlerden gelen gruba girdiğimdendir zahir, bunları sizinle paylaşıyorum..
Bahsi söz konusu olan dönemin içinde herşey ama herşey doğaldı..
Belki ondandır bu satırların ortaya çıkması...
Şimdiki iki yüzlülüğe, yalana, riyakârlığa, dalkavukluğa yer yoktu o dönemlerde de ondandır, eski kışları hatırlayıp; kıyısından köşesinden de olsa mutlu olmak.
Zor günlerdi...
İnsanların, “Bir lokma, bir hırka” felsefesiyle ayakta kalmaya çalıştığı zamanlardı...
Kışlar sertti, soğuktu...
Ama adamlar hep sağlam idi..
Onun içindir ki; ben kışları seviyorum!













