Kötü günler geride kaldı… Sanırım çok daha kötü günler bizi bekler.
Siyaseten söylüyorum tabii ki!
Baksanıza, geçen hafta sonuna doğru bu ülkede kızılca kıyamet koptu. Mülteciler üzerinden yaşanan ve ayrışılan noktada mecaz ifadeyle kılıcı çeken, karşı tarafa sapladı resmen.
Tarafların kullandığı dil inanılmaz biçimde sert ve ağır ifadelerle yüklüydü… Dönün bakın, Türk siyasi tarihinin içinde böyle bir tavır görmek mümkün değil.
Ekonomik sıkıntılar, pandeminin götürüleri filan derken ülke zaten yeterince gerginken, siyasi dil manasında ortaya konulan tavır akıl almaz seviyeye doğru hızla kayıyor. Bırakın kahvehane kültürünü filan bu ülkede bildiğiniz sokak ağzı ile konuşuyor siyasetçilerin bir bölümü.
Neredeyse hemen her gün usturuplu olmanın dışına çıkan onlarca gereksiz kelime, taraflarca birbirlerinin üzerine boca ediliyor.
Siyasetin sözcüleri, artık ağır ötesini hatta birbirlerini eleştirme faslını da geçerek, belki tabanlarında olumlu yankı buluyor ve seçmenini konsolide ediyor gibi görünse de, sağduyulu kesimlerce bu tablo inanının büyük rahatsızlığı beraberinde getiriyor…
Bana şunu söyleyenler var: Akşam olunca haliyle günün özetini öğrenmek adına televizyonlardan haberleri izliyordum… Artık izlememeye gayret ediyorum zira evdeki çocuklarımızın dengesinin bozulduğunu görüyorum…
Bu ve benzeri ifadeleri birden çok kez işiten biri olarak, siyasilerin (kast edilen hepsi değil) gittiği yolun yol olmadığının altını çizmem gerekiyor.
Bakın şimdi, güvenilir mi, güvenilmez mi seçimlerde bu durumu göreceğiz ama birçok anket şirketi kararsızları yüzde 10-15 bandı arasında gösteriyor. Benim de bahsettiğim ve siyasi dil olarak zehrin ötesine taşınan tavırlardan bu insanlar inanamayacağınız kadar rahatsız. Sandık önlerine geldiğinde de inanın ki, çok bağırana/çağırana oy vermeyeceklerini sağduyuyu arayacaklarını dile getiriyor bu kesim.
Yalnızca bu kesim olsa iyi… İttifaklara gönül vermiş insanlar bile gidişattan rahatsız olanların sayısı her gün artıyor.
Yalnızca bu değil ortaya çıkan tablo… Bir de tarafların bu küfre varan ifadeleri pek tabii olarak tabanlarında da yankı buluyor. Önemli bir kesim, aynı dil üzerinden konu-komşu ile bu minvalde tartışıyor… Haliyle akraba akrabayla, komşu komşuyla, hatta aile efradı birbiriyle aynı biçimde örnekledikleri aynı ton üzerinden birbirine hücum edince, toplumsal ayrışma ve onarımı güç kaotik vaziyetler ortaya çıkıyor…
Ve nihayetin yine siyasetçiler ortaya çıkıyor; “Türkiye karpuz gibi ortadan ikiye bölündü” diye yakınıyor…
Doğru, bölünüyoruz, ötekileşiyoruz; sahi niye acaba ve bunun sebebi hikmeti ne ola(?)













