Hafazayı beşer, nisyan ile maluldür...
Herkesin anlayacağı dille, millet olarak balık hafızalıyız galiba…
Vahamet boyutundaki olayları bile bir haftada unutup gideriz...
Sonra ne zaman önümüze yeni bir hadise gelse, vah-vah, tüh-tüh moduna gireriz yeniden...
Üzülürüz... Hem de en derinden...
İçimiz yanar... Sahiden, ancak unuturuz işte...
Toplumsal manada en iyi yaptığımız şey, unutmak sanırım.
Ve olan olduğu ile kalır…
İyiliği de unuturuz, kötülüğü de.
Hatırlasak, sorun kalmayacak. Sorgulamayı başarsak, meseleler, hal yoluna girecek ama biz ısrarla unutmayı tercih ediyoruz; belki bilerek,.. Belki istemeden…
Sonuç; unuttuğumuz, üzerini örttüğümüz ne varsa, hangi sorunsa tekrar tekrar yaşamak durumunda kalıyoruz. Haliyle başa dönüyoruz.
Hatırlamamız gereken ne varsa unutuyoruz, ardından sil-baştan yaşamak durumunda kalıyoruz.
Ne hazindir ki, biz böyleyiz ... İbretlik tablolar karşısında sırnaşma halleri içinde seyrü seferde olmayı tercih ederiz...
Gözümüzün önünde görmemiz gereken değerleri, yok sayarız nedense... İdare-i maslahat etme gibi bir müzmin hastalık toplumun her yanını kemirirken, seyirci kalmaktan haz mı alırız ne?
Ders almamız gereken ne varsa, yeri çöp sepetidir bu toplumda... “İyi” ve “güzel” şeyler yapma adına direnen, didinenler de “enayidir” gözümüzde ne hikmetse...
Yıkmak, insanlara yapmak gibi bir kıymet mi verir?
Onu en çulpa heriflerde emin ol becerir...
Hele sen bir gösteriver
işte şudur kubbe diye...
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye
Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
Bir Süleyman lazım yeniden, bir de Sinan
Böyle diyor ya Mehmet Akif Ersoy... Aynen buyuz işte...













