Birçok insan dünyanın kendi yaşadığı koşullardan ibaret olduğunu sanıyor. Oysa hayat, her fırsatta bunun aksini söylüyor.
Bakıyoruz, görmüyoruz, görmek istemiyoruz… Yüksek volümden sarsılıyoruz ama duymuyoruz, kulağımızın üzerine yatmayı yeğliyoruz.
Herkes kendi keyfinin ekseninde yaşamayı içselleştirmiş. Dahası kimse kimsenin umurunda bile değil. Her şey yapmacık bir düzen içinde kakara-makaraya bağlanmış. Bunu bir kez daha test ettik ve dahi onayladık.
Önümüze ajanstan bir haber düştü yürek yakan, vicdan sızlatan:
Soğuk ve karlı bir mart akşamüzeri engelli kızı ve eşi ile birlikte E.G. tüm aile fertleri ve eşyalarıyla sanki boş bir süt şişesi gibi kapının konuldu.
Bir engelli çocuk, eşi ve kendisi eşyalarıyla birlikte kalabalığın içinde yapayalnız ve çaresiz kalmak neyse, E.G’nin yaşadığı o idi işte…
Haber bu. Tabii ki sonrası var… Şöyle dememiz lazım aslında: İyi ki sonrası var…
Ödenemeyen ev kirası yüzünden Yenidoğan Mahallesi’nde yaşanan bu insanlık dramına tanıklık eden komşulardan biri, durumu Talas Belediyesi’ne iletince makûs talih, şimdilik yerini umuda bırakmış görünüyor. Belediye ilgilileri, Başkan Mustafa Yalçın’ın talimatıyla babayı bir otele, anne ve engelli kızını de Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü misafirhanesine yerleştirerek geçici de olsa sorunu çözdü. Bundan sonrası da umarım güzel biter.
Bu durum tespitine burada nokta koyalım ve hadi şimdi tekrar başa dönelim.
Eğer duyarlı o komşu olmasa, tanıklık ettiği vicdan sızlatan görüntüyü Talas Belediyesi’ne iletmese ne olacaktı sahi? Kapıda eşyalar, engelli bir kız çocuğu eşi ile birlikte sokağa terk edilen E.G’nin hâli akıbeti nasıl son bulacaktı?
Ben söyleyeyim, büyük çoğunluğun umurunda bile olmayacağı bir insanî felaket yaşanacaktı.
Ne demiştik; bakıyoruz görmüyoruz, görmek istemiyoruz. İmdat çığlıklarına mütemadiyen kulak tıkıyoruz.
Mesele ne biliyor musunuz?
İnsanlığımızı çıkardık, portmantoya astık ve orada kaldı…













