Bakıyoruz ama bir türlü görmüyoruz…
Görmemek konusunda ısrar ediyoruz bir de…
Arien Mack ve Irvin Rock (Amerika, California) 1992 yılında çalışma yaptı ve buna istem dışı körlük dedi. İnsanlar görmek istemediklerini, beklemediklerini ve açıklayamayacağı şeyleri görmek istemiyor Beyin bunu kesiyor. Bir kör nokta oluşturuyor.
Bu araştırma uzun bir konu ama kısaca bu sütunlardan aktarmayı çalıştık, psikolojik bir hal ihtiva ettiği için…
Belli ki, bizler son dönemde toplumsal olarak istem dışı körlük yaşıyoruz.
Burnumuzun dibinde olsa bile, görmek istemediğimiz işimize gelmeyen her şeyi pas geçiyoruz.
Halk arasında “körler sağırlar birbirini ağırlar” diye bir deyim var ya, aynen öyle.
Görmüyoruz…
Duymuyoruz…
Bilmiyoruz.
Üç maymun hikâyesinin ete kemiğe büründüğü hallere eşlik ediyoruz.
Sonra, karşımıza çıkan bir aksaklıkta, eksiklikte, adaletsizlikte canhıraş biçimde ağlamaklı oluyoruz. Oysa görebilsek, duyabilsek ve bilebilsek sorunlar ortadan kalkacak ama “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” retoriği üzerine abanarak, günü kurtardığımız zannına kapılıyoruz.
Toplumsal hafıza açısından değerlendirirsek, bir ataletten söz etmek elbette mümkün.
Adaleti, insafı, izanı, vicdanı, merhameti, ahlakı reddeden, cehaleti kutsayan insanlar yerine fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller üzerine kafa yormaya başladığımız gün bir çıkış yoluna doğru adım atıyoruz demektir. Aksi halde, aynı tas aynı hamam üzerinden geyik çevirmeye devam edeceğiz gerçeğiyle her gün yüzlemek durumunda kalacağız.
Dünyada gerçeği konuşmak kadar zor, yalakalık yapmak kadar kolay bir şey yoktur der Fyodor Dostoyevski…
Ve unutmayın, insanı yoran hayat değil taşıdığı maskelerdir.
Bir bilen ne diyor, onunla noktalayalım yazımızı:
“Hiç çalmadım, günah olduğu için değil, karaktersizlik olduğu için. Muhtaçlara yardım ettim, sevap olduğu için değil, insan olduğum için. Hiç rüşvet almadım, günah olduğu için değil, etik olmadığı için. Yani insan olmak için, önce vicdanımız olmalı…













