İYİ Parti, CHP’nin yerel seçim iş birliği teklifini GİK (Genel İdare Kurulu) kararıyla reddetti; tufan koptu.
Vay sen misin bu öneriyi reddeden… Garip bir güruh var; CHP’nin isteğine karşı çıkan İYİ Parti’ye tavrı üzerinden bin bir hakaret yağmaya başladı. Biz bu filmi, 14 Mayıs seçimlerine giderken de görmüştük. ‘Kazanacak aday’ diye 6’lı masaya rest çeken ve Kemal Kılıçdaroğlu isminin dayatılmasına “O halde biz yokuz” diye kapıyı sert çarpıp çıkan İYİ Parti Lideri Meral Akşener’e sol cenahtan ne hakaretler edildi, gayet net hatırlıyoruz. O hakaretler 2024 seçimlerine müstakil girme kararıyla tekrardan sağlı-sollu boca edilmeye başlandı bile. Bu arada Kılıçdaroğlu’nun kazanacak aday olmadığı ortaya çıktı ama nafile, hâlâ neyin ne olduğunu anlamamakta ısrar edenler olduğu aşikâr biçimde karşımızda durduğunu anladık.
Bakın şimdi, İYİ Parti’nin şöyle bir konumu var; ittifak yaparsa Cumhur’dan çok sert tepki alıyor, yapmazsa sol taraftan. Böyle bir ikilemin içinde, parti savrula savrula yol almak durumunda kalıyor. Kurumsal bir kimlik taşıyan parti kararına saygı duymadan, eleştiri sınırlarını aşan saygısızca yorumlarla, “Niçin ittifak yapmıyorsun” diye hoyratça yüklenmek insafsızlığın ta kendisidir.
14 ve 28 Mayıs seçimlerinde içinde İYİ Parti’nin de bulunduğu, hatta Hedep’in de dışarıdan desteklediği o çok kutsadığınız ittifak, hem de iki kez kaybetmedi mi kardeşim; neyin hesabıdır bu. Senin o allayıp pulladığın ittifakın, iki seksen yere serilmesinin üzerinden daha bilmem kaç ay geçmiş, kalkıp yerelde iş birliği teraneleri üzerinden yol almaya çalışacaksın, olmaz. Olmadığını da bir Türkiye gördü, sen görmemekte ısrarcısın, neden acaba… Sağ tandanslı seçmeni bir türlü anlamayanlar, PKK terör örgütü iltisaklı parti türevleriyle zımnen veya açıkça yol yürüyenlere Anadolu’dan oy çıkmaz, bunu bi kafanıza sokun artık…
Ayrıca CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’in çok berrak biçimde, “İYİ Parti’nin alacağı her türlü karara saygı duyarız” ifadelerine rağmen, neyi dikte ediyorsunuz siz? Yahu arkadaş, kısa zaman dilimi öncesinde maaile Türkiye’de topyekûn kaybettiniz… Şimdi, Ankara’yı, İstanbul’u kazansanız ne yazar, kazanmasanız ne yazar… O gemi kalktı, Bor’un pazarı da çoktan geçti. Muhalefet illa da bir muhasebe yapacaksa (hepsi adına söylemek mümkün) ekonomik kriz, bunca geçim sıkıntısı ve büyük problemlere karşın vatandaşa-seçmene niçin güven veremediklerini oturup uzun uzun düşünsünler. Fakat muhalefette o zihniyet yok, bildiğiniz keyfiyet var.
Malum ülkenin kahir ekseriyeti iki mahalleden oluşuyor. Ve o iki mahallede de her ne olursa olsun ‘yoğurdu ekşi olan’ yok. Herkes kusursuz ve pirüpak! Anlayacağınız, şaçma sapan kısır döngü günlerine eşlik etmek durumundayız.
Bildiğiniz, bildiğimiz o koro, şu aralar “İttifaksızlığın İYİ Parti’ye sonuçları olur” çığırkanlığıyla birlikte, “Mevta olursunuz” diye sopa göstermekle meşgul. İYİ Parti Lideri Akşener de, “Bir bedel çıkarsa öderim” diyor, dahası var mı, neyi tartışıyoruz?
Artık şunu da anlayın; yahu biz yerel yönetimler seçimlerine doğru yol alıyoruz… Genel seçimlere değil. Bu seçimlerde siyasal partilerin durduğu yer elbette önemli. Ancak daha da önemlisi çıkaracağız adayın kimliği, kişiliği. Üstüne üstlük bir var oluş, yok oluş seçimi de hiç değil. 31 Mart akşamı, herkesin tıraşı gözünün önüne iner, biz de görürüz, vesselam.













