Komşu, komşu hu!
-Kara kedi nerede?
-Ağaca çıktı.
-Ağaç nerede?
-Balta kesti.
-Balta nerede?
-Suya düştü.
-Su nerede?
-İnek içti.
-İnek nerede?
-Dağa kaçtı.
-Dağ nerede?
-Yandı, bitti kül oldu.
Masala, hikâyeye hiç gerek yok…
Bir yanımız yoksulluk, diğer yanımız lüks/şatafat…
Çöpten ekmek toplayanlarla, tatil beldesinde bir lahmacuna 800 lira ödeyen ve bu durumu sorundan bile saymayanların yaşadığı ülkeye tanıklık ediyoruz.
Enteresan günlerden geçiyoruz doğrusu.
Taban tabana zıtlıklar silsilesine her gün karşımızda arz-ı endam ediyor.
Bu ülkenin enflasyon ve hayat pahalılığı diye kocaman bir sorunu var ve mutlaka halledilmesi gerekiyor.
Gerçeklerle yüzleşmemiz şart.
Bakın, çalışan kesimin ücretlerinde ciddi artışlar hayata geçiyor ama günün sonunda yani 1- 2 ayda o para erimiş gitmiş. Emeklileri söylemiyorum bile, onlar Allah’a emanet.
Mesele şu: Delik büyük ve yama tutmuyor.
Diyorlar ki; iyi de kardeşim tatil beldeleri dolup taşıyor. Bunca pahalılığa ve yüksek fiyata karşın otellerin doluluk oranı neredeyse yüzde 100’e ulaşmış vaziyette.
El hak doğrudur… Yalnız bu hesabı yaparken, veriler üzerinden yürümekte fayda var. Türkiye’nin turizm alanında toplam yatak sayısı yaklaşık 1.8 milyona ulaşmış vaziyette. Ülkeye gelen yabancı turistlerin sayısı 2022 yılında 52 milyon kişi olarak açıklandığına göre, sizce 365 günde bu kapasitenin yüzde kaçını yerli-yabancı kullanmış olabilir?
Anlatmaya çalıştığım şeyin altını daha net olarak çizelim. Tatilini yapan; keyfi yerinde olan yüzde 5’lik bir kesim ile yüzde 95’e geçim derdinde olan, gelecek kaygısı taşıyan insanlardan bahsediyorum.
Ve bu iki kesim arasındaki uçurum giderek büyüyor. Bilimsel temelli ekonomik önlemler uygulanmadığı müddetçe, popülist politikaların bizi götüreceği nokta apaçık belli.
Dün ‘nas’ bugün ise ‘pas’ politikasının bize getirdiği yer burası.
Bindik alamete, gidiyoruz ama nereye?













