14 yıl önce, 14 yıl sonra hedef aynı hedefe yürüyoruz…
Ve şunu anladık ki, özlemişiz o günleri…
Trabzonspor ile oynanan yarı final mücadelesini seyrederken, aklım biraz da 2008’e kaydı. Bursa’da Gençlerbirliği ile oynanan 90 değil 120 dakikası eşitlikle biten ve seri penaltı atışlarıyla Kayserispor’un müzesine götürdüğü Türkiye Kupası… O karşılaşma Kayserispor adına izlediğim adrenali en yüksek mücadelelerden biri idi hiç kuşkusuz. Kupayı kazanmıştık ama takımın en değerli oyuncusu Franco Cangele’nin çapraz bağlarını Bursa’da bırakmıştık.
***
Bir final mücadelesi değildi ama Trabzonspor önünde de neredeyse birebir aynı duyguları yaşadım. Maçın ilk ayağı rakibin 1-0 üstünlüğü ile tamamlanmış, ikinci 90 dakikanın başlangıcında ise penaltı golüyle 2-0 geriye düşmüş Kayserispor, küllerinden doğdu resmen. Bunu yaparken de, yalnızca rakibine değil, tüm Türkiye’ye futbol dersi verdi.
Gönül rahatlığıyla yazmak mümkün… Uzun zamandır bu kadar iyi, kusursuz oynayan bir Kayserispor’a tanıklık etmemiştim. Maçın başlama vuruşundan son düdüğe kadar bu sezonun şampiyonunu sahadan silen, mahkûm eden ve çaresiz bırakan bir Kayserispor’u hep birlikte gururla izledik.
Başkanı, taraftarı, yöneticisi ve teknik kadrosuyla tek vücut olan Kayserispor, mücadeleyi izleyen herkesin takdirini kazanarak, “Ben finalistim arkadaş” dedi, hakkını da 4-2’lik skorla aldı. Sezonu domine eden ve bitime 4 hafta kala şampiyonluğunu kutlayan Trabzonspor’un 2-0 ile önde başladığı ikinci ayak mücadelesinde Erciyes’ten esen rüzgâra karşı koymaya ne hali, ne mecali kaldı. Zira karşısında bir makine titizliğinde işleyen, çalışan Kayserispor’un yürekli çocukları vardı. Tanrı’nın ve futbolun adaleti 90 dakika sonunda bir hakkı sahibine teslim etti.
Düşünsenize; yarı finalin ilk ayağında Trabzon’dan 1-0 mağlup dönmüşsünüz… İkinci ayağın ilk maçında henüz ikinci dakikada penaltı golüyle 2-0’a gelmiş bir skoru yalnızca 45 dakikada hem de 4 golle çevirmek, kim ne derse desin büyük iş… Bu galibiyette gönlünde, yüreğinde Kayserispor sevgisiyle takımının yanında duran herkesin payı olduğu muhakkak. Ancak bir hakkı ekstradan teslim etmek, o isme aynı bir parantez açmak şart.
Zaman zaman hiç hak etmediği eleştiri oklarının yöneltildiği teknik adam Hikmet Karaman doğal olarak finale giden yolun en büyük mimarlarından oldu. Herkes bi hatırlasın bakalım; sezonun ilk maçı İzmir deplasmanında bugün düşmesi kesinleşen Altay’dan 3 gol yiyen ve oynadığı futbolla herkesin ilk düşme adayı olarak gösterdiği Kayserispor’da Yalçın Koşukavak’ın yerine dümene geçen, sonrasında ise farklı bir tavırla birçok şeyi olumlu biçimde değiştiren Karaman’a haksızlık edildiğini düşünenlerdenim. Fakat Trabzonspor’u elediği maçı sonrası hakkının teslim edilmesi de ayrı bir güzellik. Aslına bakarsanız, Hikmet Hoca’nın gözyaşları koskoca bir sezonu özetliyordu bence…
Lig’i kazasız belasız tamamlayan, Türkiye Kupası’nda da finalde rakibini bekleyen Kayserispor önemli bir iş başarmıştır. Aynı motivasyon ve enerji ile İstanbul’da finalde bu takım kupayı kulpundan tutup ikinci kez Kayseri’ye getirecektir. Buna yürekten inanıyorum.
Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’u eleye eleye final kapısını aralayan bu şehrin sembolü Kayserispor’da kupa çok yakışacak. Ben buna inanıyorum.













