Bulunduğu odanın dört bir yanı kapılarla çevriliydi. Saçları yüzünü karnına doğru çektiği dizlerinin çevresinden akmış usulca duruyorlardı. Kapılardan birine elini uzatması yeterliydi. Yüreğinin derinliklerinden bir ses onu engelliyordu.. Neyi seçeceğini, ne yapacağını hangi yöne gideceğini kestiremiyordu. Korkuyordu... Kapıların ardında onu bekleyen yeni hayattan.
Birilerinin gelip kapıyı açmasını bekledi uzun bir süre. O kadar uzundu ki bu bekleyiş yüzyıl gibi geldi ona. Kulağı duyacağı bir sese hasret tetikteydi. Bir nokta gibiydi, iki büklüm öylece dururken, nefes alış verişlerini dinledi bir süre yaşadığına dair tek hayat belirtisiydi bu ürkek ve kesik nefes alışları.
Masalları hatırladı; masallarda ki mucizeleri pamuk prensesi, uyuyan güzeli ve onları bulundukları yerden çıkaran prensleri. Evet, masallar gibi olmalıydı hayat, kapılardan biri açılmalı ve onu buradan prensi çıkarıp almalıydı. Oysa bilmiyordu; her masal gerçeği taşırdı içinde, kendi uyanmalıydı yıllardır daldığı bu uykudan. O zaman anlayacaktı masalın içinde bir masal olduğunu... Bir ses duydu kapıların ardından, gözleri tek tek taradı karanlıkta saklı duran kapıları. Ses hangisinden gelmişti? Hüzün kapladı içini, dışarıdan telaşlı ayak sesleri geliyordu. Yerinden kalkıp kapılardan birine yöneldi. El yordamıyla anahtar deliğini bulup neler olduğunu görmeye çalıştı. Arkası dönük bir kadın bir şeyleri toparlayıp bavula yerleştirmeye çalışıyordu. Sonra diğer kapıya yöneldi. Ve sonra diğer kapılara... Hepsi aynıydı. Ve sonra anladı ki tüm kapılar ona çıkıyordu.
Düş gördüğünü düşünüyordu dışarıdaki sesleri dinlerken, burada durduğu sürece gecikeceğini hissetti. Kendisi için kurulan planın bozulduğunu, tüm kaçışların kendine dönmek olduğunu, tüm dönüşlerinde kendinden ayrılmak olduğunu anladı birden... Çokları gibi o da yıllardır sorular soruyordu ama cevabın peşinden gitmek işine gelmiyordu. Kısır bir döngü içinde durmadan saklambaç oynuyordu. Yaşamın oyun olduğunu düşündü, gülümseme yayıldı yüzüne “gecikmemeliyim” dedi silkinip kalktı yerinden “oyunun içinde olmalıyım” Öğrenmek ve öğretmek için, hem kazanmalı hem kaybetmeliyim. Ne kadar sözcükler varsa hayatı erteleyen, onları arkasında o odada; bırakıp önündeki ilk kapıya yöneldi. Elini tokmağa uzatıp tam açacakken, tüm kapılar kendiliğinden ışığa karışıp kayboldular. Mor bir ışık huzmesi içinden geçip kendini nergis çiçeklerinin kokusuyla dolu bu odada pencereden dışarıyı seyrederken buldu. Kırmızı atkısını boynuna dolayıp dışarıya çıktı. Bu ona verilen bir armağandı. Doğru zamanda doğru yerde buluşan iki insanın çok önce yapılan bir plan için bir araya gelmesiydi. Sevgilinin bakarken gözlerine, hep çok tanıdık olduğunu düşündü; işte bunun için olsa gerek soru ve sorgulama olmadan sarıldılar birbirlerine sıkıca. Meleklerin kendisine armağan ettiği bir aşkın sadeliğine bıraktı kendisini. Gülümseyerek hatırladı sevmekten korktuğu zamanları. Kendisini hiç bu kadar mutlu ve tam hissetmemişti. Rüyaların kızıydı, dans ederek rüyalarla yolunu buldu. Uyandığında hatırladı her şeyi. Hatırlamak için önce uyumak zorunda olduğunu anladı. Açması için kapıları, rüyaları anahtar oldu. Şehrin bir gelin gibi süzülüp giden yollarından birine. Bir müzik duydu çok uzaklardan gittikçe yaklaşan. Seslerin ne kadar tanıdık olduğunu fark etti. İyice kulak kabarttı, aşina olduğu sözcüklere. Tüm yaşamını ve yaşadıklarını söylüyordu duydukları. Teslimiyet içinde kendini bu ilahi şarkıya bıraktı. Bütündün ve Bir e büründün. Bir’sin ve Bütüne geri döneceksin. Yaşadığın her şey senin hayrınaydı ve hayrına olmaya devam edecek. Sen yerini bulmadasın. Endişe ve korku duyman yersiz. Doğru zamanda doğru yerde olacaksın. Önce gelmeyi, önce öğrenmeyi seçmelisin. Öğrenmelisin ki öğretesin. Adımlarını sağlam basıp sağlam yürümelisin. Her sabahın hayrına olduğunu bilmeli ve geceyi sevgiyle sarıp, rüyalarına uyanmalısın....
Bana gönderilen bu elektronik ileti idi bu okuduklarınız.
Ben sizlerle paylaştım.
Sağlıcakla kalın!













