Olaylara günübirlik bakarsanız, büyük yanılgı ile tanışır, ağır yenilgi yaşarsınız.
Oysa tarihsellik süzgeci ve kronoloji size fena halde yardımcı olur.
O zaman biz Kayseri’de başlayan ve ülke genelinde Suriyelilerin yaşadığı birçok kentte ortaya çıkan fotoğraflara biraz farklı bir perspektiften bakalım…
Yıl 1999 Kanada’da Ottowa Sözleşmesi hayata geçti. Dünyada artan mayın sorununun yoluna konulması, üretimin durdurulması, transferinin yasaklanması ve imhasını kapsayan bir antlaşmaydı bu. Amerika imza atmadı bu sözleşmeye.
Türkiye’de 2003 yılına kadar bekledi.
2003 yılında TBMM 12 Mart’ta Ottowa Sözleşmesi’ne onay verdi. Bakanlar Kurulu da bu sözleşmeyi onayladı, 2004 yılında 1 Mart’ta Türkiye’de kapsamın içinde yer aldı.
Sonrasına da bakmak lazım elbette…
Türkiye antlaşmaya 3 yıl sonra imza verdi, yürürlüğe giriş tarihi ise 2004 yılı olarak kabul edildi.
Bu arındırılması istenilen bahse konu bölge, 1956 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile tarıma kapatılıp, mayınlanmıştı. Suriye-Irak sınırını kapsayan ve 508 bin dekarlık alanı kapsıyordu. Yalnızca bu bölge değil elbette, İran ve Ermenistan sınırında yer alan mayınlar da temizlendi Ottowa sözleşmesi gereği.
Ne tesadüftür ki, sınırda mayınların temizlenmesi sürecinin eşliğinde Suriye’de yaşanan iç karışıklık patlak verdiğinde yıl 2011’di… 2011’den sonra büyük kitlesel göç başladı. 2016 yılına kadar büyük göç devam etti. Rivayetler farklı olmasına karşın, 5 milyon, 7 milyon gibi rakamlarla ifade ediliyor Türkiye’de bulunan Suriyelilerin sayısı.
Elbette arada ilginç gelişmeler de devam etti. Avrupa Birliği ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması.
16 Aralık 2013 tarihinde AB ile Türkiye Geri Kabul Anlaşması noktasında mutabık kalmış, imzalar atılmış, 1 Ekim 2014’te ise yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmada Türkiye’nin AB’den beklentisi, vize serbestiyeti ve mültecilere uygulanacak yardım miktarı gibi konulardı…
Geçici sığınmacılar hem Avrupa’ya geçmeyecek, eğer geçerlerse de Türkiye’ye iade edilecekti.
Bu kronoloji eşliğinde yaşananları bir biçimde içselleştirelim ve sonra düşünelim.
Suriye’de yaşanan iç karışıklık ve savaş sonrası muazzam rakamlara ulaşan kitlesel göçlerin ana hedefi Türkiye kaos üretmek olabilir mi?
Türkiye’nin demografik yapısının değiştirilerek kısa ve uzun vadede iç karışıklıklarla üniter yapının sarsılması adına her şey bir plan dâhilinde de mi hayata geçirilmesi söz konusu mu?
Ülkemizde bazı şehirlerde son yaşanan provokatif eylemlerin analizi ve okuması doğru yapılmış mıdır mesela?
Bu ve benzeri soruları say sırala çoğaltabiliriz.
Mülteciler noktasında uzun yıllara yayılan her şey bir planın parçasıysa eğer, bu işin önlemi net ve berrak biçimde alınmazsa ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, “Sığınmacılar onurlu bir biçimde peyderpey evlerine gönderilmelidir” dediği gibi bir aksiyon alınmazsa sıkıntının dozajı artabilir, demedi demeyin…
Bakın Türkiye’nin sığınmacı diye bir meselesi var ve acilen, aciliyetten çözüm bekler…













