Seçim var, koş, koş, koş bi çarşı pazar yapalım, seçmenin karşısına çıkalım. Esnafa uğrayalım, hadi aradan pastırma da doğrayalım, dostlar alışverişte görsün. Araya mahalle toplantılarını, ev oturmalarını da kaynattık mı oldu, bitti bu iş!
Türkiye’nin siyaset mantığı bu.
Yıllardır uygulanan yöntem bu.
Değişmeyen seçim dönemi gerçeği bu.
Ne yazık ki bu!
Partisine, mensubiyetine filan bakmıyorum. Hep aynı terane, hep aynı hikâyeden yola çıkılarak seçimden seçime hatırlanan vatandaş-seçmen argümanı üzerinden siyaset edebiyatı “Yetti gari” seviyesini çoktan aştı. Kayseri bazında ifade edersek, birkaç siyasetçiyi şu anlatmaya çalıştığımız seçmeni seçimden seçime hatırlama profilinin dışında bırakabiliriz. Lakin kahir ekseriyet siyasetçinin vatandaşı seçimden seçime hatırladığı apaçık bir realite olarak karşımızda duruyor. İşte tam bu noktada eğer seçmen velinimet ise ki öyle, o zaman seçimden seçime kendilerini hatırlayan o siyasetçilere dönüp, “Seçim döneminde vatandaşız da, seçim sonrası portmantoda unutulan kaşkol muyuz arkadaş” diye sorması gerekir.
Siyasetçiye yol veren, “Git beni temsil et” diye sandıkta iradesini tecelli ettiren seçmendir. Aslolan kendisidir. Asıl, vekâletini verdiği isimlere görevini hatırlatarak, “Bizler dönem dönem hatırlanan vatandaşlar olmaktan bıktık” diyebilmelidir, hesap sormalıdır. Aksi halde çalakalem bir düzenin içinde yaratılan, gel deyince gelen, git deyince giden yüksek oranlı seçmen sayısının verdiği cesaretle siyasetçi, “Nasılsa bizim bir kitlemiz var” hoyratlığı içinde konformist bir alanda hayatını sürdürmeyi ve kendisini öncelemeyi sürdürür; bunun örnekleri hiçte azımsanmayacak ölçüde karşımızda duruyor.
Bakın Kayseri’ye mesela… Çalışan, didinen memleket meselesi kendine dert edinin, aldığı oyların hizmet olarak geri dönmesi için gayret sarf eden milletvekilleri de, belediye başkanları da var. Ancak bir de tam tersi profille, üç dönüm bostan, yan gel yat Osman atmosferinden öteye tek satır icraatı olmayanlar da…
İşte tam bu noktada, son söz seçmene… Oy için kapınıza gelen ve sizleri yalnızca seçim döneminde hatırlayan siyasetçilerin karşısına geçip şunu söyleyin: Asıl olan bensem, benim vekâletimle koltuğa oturduysanız veya bu işe talipseniz, niçin seçimden seçime hatırlanıyoruz. Bizimkisi bir seçimlik aşk mı? Sizin bir hesabınız varsa, sandıkta bizim de hesabımız var…
Yani seçmen oyuna sahip çıkar, hesabı sorarsa, siyaset yapanlar pabucun pahalı olduğunu anlar ve sanırım bu seçimden seçime hatırlama günleri asgariye iner.













