AK Parti Kayseri İl Teşkilatı’nda dün basın toplantısı vardı; 81 ilde olduğu gibi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettikleri gerekçesiyle, CHP’li iki milletvekili Engin Özkoç, Aykut Erdoğdu ve gazeteci Sedef Kabaş hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıklamayı İl Başkanı Şaban Çopuroğlu yaptı haliyle.
Ülke genelinde eş zamanlı basın açıklamasından söz ediyoruz… Sert sözlerle bezeli bir açıklama ve biz de bunu gazetemizin manşetine taşıdık, doğal olarak. Zaten buraya kadar sorun filan da yok. Ancak basın toplantısının yapıldığı yer ile ilgili bir itiraz sesi yükseldi. Meslektaşımız İlter Sağırsoy, “Bu soğuk havada, basın toplantısının partinin giriş kapısının hemen yanında yapılmasını doğru bulmuyorum” dedi. Küçük çaplı tartışmanın ardından da toplantıyı terk etti, toplantıyı takip eden gazetecilere bu fiziki koşulların reva görülmesi de, gerekçe olarak gösterdi.
Bakın şimdi, Sağırsoy kendi adına hiçbir talepte bulunmamış ve karlı-soğuk havada fiziki olarak doğru bir yer seçimi olmadığının altını çizerek, tepkisini göstermiş, eleştirel cümleler kurmuş… Biz biliyoruz ki, AK Parti aynı yerde daha önce de basın toplantıları yaptı ama günün koşulları adına yer seçimleri doğru mu, değil mi kendilerine bırakalım da, (Bana göre daha özenli bir yer seçimi olabilirdi) yeri gelmişken, bu konu üzerinden söylememiz gerekenleri ifade edelim…
Zaman zaman basın toplantılarında görüyoruz ki, davete icabet eden meslektaşlarımız sanki her çağrılan yere gelme zorunluluğu varmış gibi bir rüzgâr estiriliyor. Ne münasebet kardeşim, gazeteciler oraya bir haber değeri var diye geliyor, işini yapmaya gayret gösteriyor. O sebeple basın emekçisi meslektaşlara karşı “Biraz daha özen, biraz daha izan” diyoruz.
Bu arada medya kurumlarına gönderilen davetiyeler var; sonuna iliştirilen yemekli veya kahvaltılı diye not düşülen… Şahsi olarak inanılmaz irite eden bir tavır ve ben bunların yüzde 99’una katılmıyorum… Kardeşim, o toplantılara katılan meslektaşlarımız, yemeğe ya da kahvaltıya değil, işini, görevini yerine getirmek adına oraya geliyor. Yani demem o ki, nezaket ve zarafet sınırlarına aşan hoyrat bir tavır ile karşı karşıyayız… Hoş, tabii ki bir de madalyonun diğer yüzü var… Basın emekçisi olmamasına karşın bu işten nemalanmaya çalışanlar için bu durum ekmek kapısı haline gelse de, bizim beklentimiz gazeteciye ve gazeteciliğe saygıdan başka bir şey değil.
Anlatmaya çalıştığımız ve beklentimiz belli: Gerçek gazeteci ve gerçek gazetecilere saygı, hepsi bu!
Hiçbir onurlu gazeteci hiç kimsenin emir eri değildir, bu da böyle biline.













