Hergün ama her gün bilmem kaç kez işitiyoruz veya telâffuz ediyoruz bu kelimeyi...
Yolda, kırda, telefonda, her hangi bir mekânda hep aynı söz...
Oysa fazla bir geçmişe filan da sahip değil.. Ancak, namütenahi devam edip gidiyor..
Dahası ve önem lisi..
Bu sözcük, yaşam biçimimizin ta kendisi oldu..
Bir veda ânı ya da telefon konuşmasının son sözü hep böyle bitiyor... İnsanlar karşılıklı olarak böyle deyip işin içinden çıkıyor: “Kendine iyi bak!”
Karşılığı da anında geliyor: Sen de kendine iyi bak..
Dönüyoruz, kendimize iyi bakıyoruz..
Kalkıyoruz kendimize iyi bakıyoruz..
Bakıyoruz da bakıyoruz yani...
Türkçenin kokuşmuş halinden örnek ver deseler, “kendine iyi bak” cümlesini hiç tereddütsüz ilk sıraya koyarım...
Bazen ağzım bir karış açık kalıyor. Henüz konuşmaya başlamış çocuklarımız bile, aynı temennide buluyuyor..
Yani o malûm cümle mi desem başka şey mi?.. Şimdi şu satırları yazarken, aklıma geldi.. Konuşmalarımızın ne kadarı bu bakmakla ilgili cümleyle bitiyor?.. Bugünden tezi yok, oturup çetele tuttacağım..
O kadar çok söylem karşısında bizim de dilimize pelesenk olan “bak”lı cümlelere dirensenk de, dilin kemiği yok türünden kaçıveriyor ağzımızdan... Fakat bundan sonra asla ve kat’a o cümleyi kurmayacağım.. Daha doğrusu Türkçeyi yozlaştırma katkısı içinde en önemli yere sahip “bakma”lardan alıp başımı gideceğim..
***
Yukarıda yer alan bahsi daha önce gündeme getirmiştim.. Peşinden hem tepki gelmiş, hem de övgü almıştı bu yorum.
Aradan epey zaman geçmişken, şimdi elimde çok eskilerden bir röportaj var.. Onun için yazma gereği duyuyorum zaten...
Türk Dil Kurumu (TDK) önceki dönem Başkanı Profesör Şükrü Haluk Akalın’ın uzunca bir süre önce verdiği röportajdan duruyor önümde..
Soru: Yanlış kullanımına en sinir olduğunuz ifade?
Akalın’dan Cevap: “Beş gibi gelirim...” Ne demek gibi.. saatin gibisi olmaz... Beş sularında veya beşe doğru denir.. Bir de “Atıyorum” var.. ne atıyorsunuz.. Eğitimli insanlara hiç yakışmıyor...
Soru :Asıl şu “Kendine iyi bak” lafından nasıl kurtulacağız?
Akalın cevaplıyor:: Kendime iyi bakarım... Sizin söylemenize gerek yok ki.. Dilimizde, “Hoşça kal”, “Sağlıcakla kal”, “Allah’a ısmarladık” gibi sözler varken, bu kadar gülünçlüğe neden gerek duyuyorlar anlamak mümkün değil.. Bir de “Size dönerim” var... Bu sözü duyunca içimden, “Ne zaman birlikteydik, ne zaman ayrıldık da bana döneceksiniz” demek geliyor...
Soru: Türkçeyi iyi bilmenin barajı ne kadar?..
Cevap: Türkçeyi iyi biliyorum diyen insanın 20 bin kelimenin sözlüğe bakmadan anlamını biliyor olması gerekir..
Soru: Hâlâ tartışıyoruz; eski İstanbul Valisi mi, İstanbul eski Valisi mi?..
Prof. Akalın’dan cevap: tartışmaya gerek yok...Tamlayan kelime başa gelir.. Hiç, “Telefon eski kulübesi” diyor musunuz? Eski telefon kulübesi diyoruz değil mi? Doğrusu da eski İstanbul valisidir...
Tam sayfalık röportajdan küçük alıntılar yaptım...
Ben bilemem artık... Siz hâlâ kendinize iyi bakar mısınız, bakmaz mısınız yorum yapmayacağım...
Siz devam edecekseniz, laf yok...
Yolunuz açık olsun!













