Biz böyleyiz işte... İbretlik tablolar karşısında sırnaşma halleri içinde fink atmayı tercih ederiz...
Gözümüzün önünde görmemiz gereken değerleri, yok sayarız nedense... İdare-i maslahat etme gibi bir müzmin hastalık toplumun her yanını kemirirken, seyirci kalmaktan haz mı alırız ne?
Ders almamız gereken ne varsa, yeri çöp sepetidir bu toplumda... “İyi” ve “güzel” şeyler yapma adına direnen, didinenler de “enayidir” gözümüzde ne hikmetse...
Günü yaşamak… Günü kurtarmak yeterli bu düzenin içinde. Gerisini boş ver gitsin.
Şimdi daha iyi anlıyoruz ki, iyi ve güzel insanlar beyaz atlarına binip gitmişler, terk etmişler bizi…
Her yer kaos, her karmaşa; aklı selim attaya gitmiş, gelmiyor nedense!
Ucuzluklar dünyasının içinden koşarak ve ıslanmadan geçebiliyoruz mesela.
Her türlü herzeyi yiyip, sonrasında da sütten çıkmış ak kaşık modunda davranabiliyoruz mesela.
Gerçeği göre göre, her şeyi bile bile inkar edebiliyoruz mesela…
Liste uzun uzadıya gitti gider de, bünyeleri terk eden insanlık bir daha geri döner mi bilinmez…
Bizi biz yapan toplumsal değerler teker teker yok olurken, oturup seyretmekle mükellefiz zahir. Üstüne üstlük, sözün bittiği yerdeyiz…
Yıkmak, insanlara yapmak gibi bir kıymet mi verir?
Onu en çolpa heriflerde emin ol becerir...
Hele sen bir gösteriver
İşte şudur kubbe diye...
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye
Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman...
Bir Süleyman lazım yeniden, bir de Sinan...
Böyle diyor ya Milli Şair Mehmet Akif Ersoy... Aynen buyuz işte...













