Bu köşeden zaman zaman hayatın içinden kesitleri paylaşıyorum sizlerle... Yani yaşanmışlıklar silsilesi... Beslendiğimiz yer, doğal olarak toplumun tam orta yeri...
Bazen, güncel konuları bilerek-isteyerek yorumlamıyorum...
Habere dair ne varsa gazetemizin sütunların yer alıyor zaten...
Daha da ötesi bu bir tarz, tavır meselesi...
Bu arada ifade etmem gereken bir nokta daha var: Sütunlarında yorum yapan, makale yazan, fikrini ortaya koyan birçok meslektaşım var... Hepsine de yüzde yüz saygı duyuyorum. Çünkü konu alın teri, emek olursa, söz-laf biter benim için.
Herkes işini en iyi yaptığı noktaya taşıyor... İyi ki de öyle yapıyor...
Şimdi bunca izahtan sonra sadede gelelim...
Aslında bu köşeden bir süre, öykü ve kıssadan hisse faslını erteleyecektim... Fakat gördüm ki, inanılmaz bir bağ oluşmuş gönül dostlarıyla...
Fark ettim…
Fark ettirdiler...
Şimdi kalkıp, pozitif tepkilerden dem vurmayacağım elbette... Lakin bir biçimde, yazdığım öykülerin temel kaynağını merak eden edene... O nedenle iki satır da olsa, mevzuya intikal, olmazsa olmaz zaruret arz eder hale geldi...
Aynı kültürün, aynı geleneğin-göreneğin içinde insan olarak nefes alıyorsak, pek tabii olarak bizim de yaşadıklarımız var...
Yaşadıklarımızı da, gözlemlerimize konu olan portreleri de, çevremizde olanı-biteni de aktarıyoruz sizlere...
Bir de sıklıkla kullandığımız ama nereden geldiğini bilmediğimiz deyimler vardır. Bugün öyle bir hikâye ile bu yazıya nokta koymak istedim…
ATEŞ PAHASI
Kanuni Sultan Süleyman’ın en büyük tutkusu ava çıkmaktır...
Kar, kış kıyamet veziri ve beraberindekilerle ava çıkmışlardır, sonrasın da ise kaybolmuşlardır...
Soğuk iliklerine işlemiştir...
Donmak üzereyken, bir han bulmuşlardır...
Ve hep birlikte yanan ateşin etrafına pervane olduklarında, Kanuni, “Bu ateş bin altın eder” demiş...
Sabah olduğunda, yola koyulma zamanı geldiğinde yanındakiler hancıya sorar:
“Söyle bakalım. Kaç altın istersin?”
Yaşlı hancı, hiç tereddütsüz, “1001 altın efendim” der...
Kanuni sert biçimde sorar:
“Be adam ne demek 1001 altın?”
Hancı açıklar:
“Sultanım... Siz geldiniz, ateşin karşısına geçtiniz... ‘Bu ateş 1000 altın eder’ dediniz. konaklamanız 1 altın, ateş parası da 1000 altın, tamamı 1001 eder” der...
Sultan cevabı sever ve yanındakilere emreder: “İstenileni verin!”
Sonra da kendince mırıldanır: “Ateş pahası… Ateş pahası…”













