Sanki hiç bir şey olmamış gibi davranmak en geçerli yol olsa gerek son dönemlerde... Baksanıza, büyük çoğunluk bu tonda. Yalakalık-salaklık moduyla yol alanların dünyasının içindeyiz. Sonra da, "Sen Don Kişot ol, yel değirmenleriyle savaş" diyorlar. Savaşırız savaşmasına da, nereye kadar? Sessizliğin senfonisi durumlarındayız her zaman olduğu gibi... Anlayacağınız, başını kuma gömme durumları egemenliğini iliklere kadar hissettirirken, biz de ne ala memleket be diyebiliyoruz ancak. Tek kelimeyle yazık ki, ne yazık. Böyle seyler, yani toplumsal gerçeklik üzerine üzerine yazmanın ne anlamı var ki!? En iyisi magazin yapmak... Kimin çorabı kaçtı. Kim, kimi öptü... Şunun eli, bunun cebinde mi? Hava nasıl sizin oralarda? Şununla bu, bununla şu evlenecek mi? Yeni bir star adayımız var mı? Seviyeli ilişkilerden n’aber? Tutun şunun ucunu da götürelim abi… Dön baba, dönelim işte... Laklak! Gargara... Biraz gırgır, biraz da şamata; aman ne âlâ! Oldu, gözlerim doldu. Vaaav, moruk! Yok, yok… hiç tebessüm etmeyin... Bunlar bizim günlük yaşam biçimimiz değil mi? Hepimiz bir parça buradan beslenmiyor muyuz? Günü kurtarmak, birbirimizi aldatarak, kandırarak yaşamak adına amuda kalkmıyor muyuz? Sonra da oturup her şeyden şikâyet etmiyor muyuz? Her türlü herzeyi yiyip, sonra da ağlamaklı olmuyor muyuz? Eee… Bırakın o zaman kim ağzındaki çikleti daha iyi patlattı üzerine kafa yormaya devam edelim... Anladık, biz buyuz... En azından, toplumun belirli bir bölümü tercih midir, başka şey midir bilmem ama bu koşullarda ömür törpülüyor... Sonrasında, bize kadar gelen ağlama sızlama halleri. Oturduğu ahır sekisi, çağırdığı haseki türküsü durumları nedense hep yanı başımızda. Sahi, acaba niye dersiniz? Bu kadar çağdaşlaşma, bu kadar moderleşmenin içinde orta yerde duran fotoğrafın adı nedir ki? ‘Nasıl oldu da bugünlere geldik’in nesabını-kitabını iyi yapmalıyız, ders almalıyız ama beceremiyoruz bir türlü. Duyarsız bir toplum... Ne istediğini bilmeyen insanlar... Kültüründen habersiz yetişen gençler... Siyasetin egemenliği eşliğinde, konformist alana sırtını yaslayan ve beslenen popülistler… Ve sonrası sefalet; sefaletin içinde bile duyarsızlık, magazin eksenli yaşayıp giden gidene vaziyetleri. Öyle ya. Kurtar gününü, gerisi hikâye... Birileri böyle istiyor, biz böyle yaşıyoruz... Üzerimize oyunlar oynanıyor, biz susmayı tercihliyoruz! İyi o zaman, ne diyelim... Ortak düşünce bu yaşam biçimi ise, bizim de ‘çıt’ımız çıkmaz... Öyle olsun bakalım(!) Benim güzel memleketim; değil mi? |













