Aralık ayı geldi mi, bekleyiş dönemi başlamış demektir. Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Asgari ücretli, emekli, memur hâsılı çalışan kesim gözünü açıklanacak zam oranlarına dikmiş pürdikkat gelecek haberi bekliyor.
Kim hangi oranda zam alacak, yapılan görüşmeler nasıl sonuçlanacak?
Herkesin beklentisi büyük; zira önümüz seçim. Madem sandık gelecek, iktidar haliyle cömert davranacak ve TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranın üzerinde bir artışa gidecek. Genel bakış böyle. Galiba öyle de olacak.
Ya sonra?
En önemlisi bu. Daha doğrusu kimsenin bakmadığı, bakmak-görmek istemediği taraf, yer, yön tam olarak burası. Yani alınan zamlar sonrası hem enflasyon, hem de hayat pahalılığının devam etmesi durumunda yoksulluk katsayısı insanları çarpmaya devam edecek.
Elbette adamakıllı, insani yaşam koşullarını ihtiva eden zam oranı tepeden tırnağa tüm emekçiler için elzem. Fakat bununla birlikte yangın yerine dönen çarşı-pazarı alınacak ekonomik önlemlerle normalleştirmek daha da önemli. Yoksa elde edilen zam oranları birkaç ay içinde tükenmeye devam ederse (ki bunu yakın zaman diliminde hep birlikte gördük) hiçbir şeyin kıymeti harbiyesi kalmamış demektir.
Bakın şimdi, Avrupa ve ABD’de yıllık ortalama enflasyon yüzde 10 civarındayken, bizim ülkemizde TÜİK’e göre bile yıllık yüzde 85, gıda enflasyonunda ise bu rakam yüzde 102 ise çalışanlara verilecek zamdan daha önemli olan, ekonominin iyileştirilmesi en önemli koşul olarak karşımızda durmaktadır.
Alım gücünü belirli seviyeye çıkarmadığınız müddetçe, istediğiniz kadar zam verin, hikâye olur. Altı çizilmesi gereken nokta alım gücü.
2022 gerçekten zor ve sorunlu geçti… Yılın tamamlanmasına şunun şurasında hepi topu iki hafta var ve insanlar bunalmış vaziyette.
Açlık ve yoksulluk sınırı ortadayken, açıklanacak zam oranları koşulsuz biçimde fevkalade önemli. Ancak bu zamların berhava olmaması adına enflasyonun düştüğü, hayat pahalılığın belli bir seviyede kaldığı, alım gücünün arttığı bir dönem olmak zorunda. Aksi halde havanda su dövmeye devam.













