A acayip bir şehirde yaşıyoruz. Günler önce birbirine karşı ağza alınmayacak sinkaflı cümleler kuranları kolkola gördükçe,tiksinmemek ne mümkün? Fakat burası Kayseri ve körler sağırlar birbirini ağırlar!
Bu durum yıllar önce de aynıydı, şimdilerde de…
Bu arsız, hayasız, kaba ve nobran tipler, her köşebaşını tutmuş ne hazindir ki. Bir de bu tiplerin ortak özelliği pehpehlenmek, pohpohlanmak ister.
Onlara göre, spor, siyaset, güncel, vesaire... Herhangi bir konuda herkes herşeyi aynı biçimde düşünüp, aynı biçimde mi yorumlanmalı.
Bu şehrin makus talihi desem değil, ancak son dönemlerde görüyoruz ki, eleştirel noktalarda farklı bir bakış açısı ortaya koyduğunuz zaman, hoplama-zıplama kabilinden vaziyetlere tanık oluyoruz..
Birileri nasırına basılmış gibi avaz avaz haller içine giriyor...
Oysa makûl ve mantık sınırları içinde kalan eleştirinin faydalarını sıralamaya yeltensek, şu sütunların yetmeyeceği aşikâr... Fakat, anlıyoruz ki, insanlar tahammülsüz.. Çünkü kiyfayetsiz... Ve kifayetsizliğin bedeli olsa gerek ki, ders alma, toparlanma, doğruyu görme yerine çok konuşarak, bağırarak haklı çıkma yöntemini tercih ediyor...
Mertek gözünün önünde duruyor da, işine gelmeyenler, “Hani nerede göremiyorum” diyor..
Birilerinin sürekli yalakalık ötesi tavırlarla yüklediği ve beslediği insanlara, “Bakınız, bu gözünüzün üzerindeki kaş!” dediğiniz zaman, bir kızılca kıyamet durumları yaşanıyor...
Tam burası da, nirengi noktası..
Çünkü çevreyi saran güruh, “Siz iyisini bilirsiniz... Siz yaparsanız iyisini yaparsanız... Ne söylerseniz hoştur, güzeldir, çok mübareksiniz(!)” yalakalığıyla koşturmaktan kan-ter içinde kalırken, doğruları deklare etmenin bir diğer anlamı da, aykırı olmakla eşitlenmektedir şimdilerde...
Varsın olsun... Adınız aykırılıkla anılsın...
Sırt sıvazlayarak, “Evet efendim, sepet efendim” tarzıyla koltuk muhafaza eden sofistike ruh haline inat, çarpıklıkları, yanlışları ortaya koyabilmenin yaşattığı hazzın yerini ne ile takas edebilirsiniz ki?
Ne diyordu şair:
Kadılar müftüler fetva yazarsa,
işte kement, işte boynum asarsa,
işte hançer, işte kellem keserse,
dönen dönsün ben dönmem yolumdan...
Doğru budur demenin kaka şey ilan edildiği günlere tabii ki itiraz edeceğiz, şerh koyacağız..
Biz kimseden yana bi taraf değiliz.. İdarei-i maslahat etme gibi bir niyetimiz hiç olmadı, olmayacak da.. Lakin insanı insan yapan hasletlerin ayaklar altına alındığı düzenin içinde, elbette iki çift laf etme yetisini kendimizde görüyoruz...
Birileri alınsa da, gocunsa da uslûbumuz değişmeyecek…
Bir süre önce yazdığımızı tekrarlayalım faydası olacaksa eğer...
Bizim amacımız asla kırmak-dökmek, yıkmak-yakmak minvali üzerine kurulmadı...
Olabildiğince ve dahi alabildiğince, gördüklerimizi objektif ve net biçimde dile getirdik, ki, aynı mantalite içirisinde hareket etmeyi sürdürmekte kararlıyız…
Bunun dışında...
Birileri kırılır, diğeri gücenir, aman ne olur ne olmaz diye gibi hiç bir kaygımız yok...
Biz buyuz, böyle kalmaktan da gururluyuz, mutluyuz…
Kıssadan hisse: Edebi, edepsizlerden öğrenmeye devam ediyoruz!!!













