Nusaybin-Kamışlı sınır hattında, Suriye tarafında konuşlanan SDG-YPG yandaşlarının şanlı Türk bayrağımıza yönelik gerçekleştirdiği alçak saldırı, sıradan bir provokasyon değildir.
Bu eylem, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınır güvenliğine, egemenlik haklarına ve devlet ciddiyetine yönelik bilinçli bir meydan okumadır. Meselenin özü budur ve başka türlü okunamaz.
Bayrak, uluslararası hukukta bir devletin varlığını ve egemenliğini temsil eder.
Sınır hattında dalgalanan bayrağa yönelik yapılan saldırı, fiilen o devletin iradesine yöneltilmiş sayılır.
Bu nedenle yaşanan hadise, yalnızca terörle mücadele başlığı altında ele alınamaz; dış politika, güvenlik ve diplomasi boyutlarıyla birlikte ele alınmalıdır.
Zira bayrak, yalnızca bir ulusal sembol değil; devlet otoritesinin, siyasal sürekliliğin ve egemenlik alanının somutlaşmış hâlidir.
Bu çerçevede Türk bayrağına yönelen her saldırı, yalnızca bir sembole değil; bu milletin onuruna, birliğine ve devletin egemenlik haklarına yönelmiş açık bir meydan okumadır.
Ve bu meydan okumanın sonucuna herkes, er ya da geç katlanmak zorunda kalacaktır.
Çünkü Türk Bayrağı; basit bir bez parçası değil, binlerce yıllık bir mücadelenin, şehit kanlarıyla yoğrulmuş bağımsızlık iradesinin ve millet olma bilincinin sembolüdür.
Ve hadsizler şunu iyi bilmelidir: Türkiye Cumhuriyeti, egemenlik sembollerine yönelik hiçbir saldırıyı karşılıksız bırakmaz.
Bayrağımıza dokunmayı göze alanlar, kararlılığımızın ve tarihimizin sarsılmaz gücüyle yüzleşir.
Bu topraklarda, Türk Bayrağı yere düşmez; düşürmeye kalkışanlar ise sadece kendi acizlikleriyle ve yaptıkları meydan okumanın bedeliyle baş başa kalır.
Tarih, bunun sayısız örneğiyle doludur.
Son olarak açıkça ifade etmek gerekir ki; Bayrağımıza uzanan eller, kararlı devlet iradesi ve milletimizin gücü karşısında her zaman karşılığını bulur.
Kim ne planlarsa planlasın, Türk milleti egemenliğine kasteden hiçbir girişimi sineye çekmemiştir, bundan sonra da çekmeyecektir!













