Teknolojinin önemli bir güç olduğunu ve insanlar üzerinde etkisinin de büyük olduğunu hepimiz biliyoruz. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki neredeyse her adımımız teknolojiyle iç içe.
Özellikle yapay zekâ hayatımızın hemen her alanına sızmış durumda.
Eğitimden sağlığa, sanattan gündelik konuşmalara kadar her yerde karşımıza çıkıyor.
Hatta öyle insanlara denk geliyoruz ki gündelik diyaloglarını bile yapay zekâ üzerinden gerçekleştiriyorlar. Evet, kendi cümlelerini kurmaktan aciz hale gelen insan topluluğu…
Bu, insanlık adına korkunç bir durum olsa gerek.
Elbette yapay zekâdan tamamen vazgeçmek mümkün değildir. Ancak unutmamak gerekir, yapay zekâ bize düşünen bir yardımcı olarak sunuldu. Ama ne yazık ki bizim insanlarımız, onu yardımcı değil, asıl akıl olarak görmeye başladı.
Tam anlamıyla söylemek gerekirse, insanlarımız yapay zekâya adeta teslim olmuş bir durumda.
Ve bu durum süreklilik gösterirse insanlarda ciddi zihinsel ve kültürel hasarlar doğuracaktır.
Eleştirel düşünme, problem çözme, sorgulama ve analiz etme gibi hayati beceriler yok olacak.
Ve maalesef ki biz bu yolda hızlı adımlarla ilerliyoruz.
Zaten toplum olarak sorgulayan, okuyan, araştıran bir yapımız olduğu söylenemez.
Maalesef acı ama gerçek olan bir tespit bu.
Yıllardır kitap okuma oranlarımız yerlerde sürünüyor.
Şimdi bir de yapay zekâ var. Artık düşünen insan sayısı, parmakla gösterilecek kadar azaldı desem yeridir. İşin kötüsü, bu durum normalleşmeye başladı.
Oysa düşünmek, insanı insan yapan en temel özelliktir. Ve bu temel özelliğimizi teknolojiye teslim etmeden, yapay zekâyı doğru konumlandırmalı, ona teslim olmak yerine onu kendi düşünce gücümüzü geliştirecek bir araç olarak kullanmayı öğrenmeliyiz.
Aksi takdirde, gelecekte düşünmeyi unutan insan topluluğu ile karşı karşıya kalacağız.













