Türkiye’de gündem, hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor.
Sabah konuşulan konu akşam unutuluyor, akşam tartışılan mesele ertesi güne kalmıyor.
Bir bakıyoruz yeni bir başlık, yeni bir tartışma, yeni bir kriz…
Ancak bu hızın içinde değişmeyen tek bir gerçek var: Sorunlar hâlâ yerli yerinde duruyor.
Ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, adalete duyulan güvensizlik, eğitimdeki eşitsizlik ve gençlerin geleceğe dair umutsuzluğu hâlâ hayatımızın merkezinde.
Bunların hiçbiri yeni değil. Yeni olan, bu sorunların her seferinde başka bir gündem başlığıyla gölgede bırakılması ve üzerlerinin daha hızlı örtülmesi.
Peki, gündemin bu kadar sık değişmesi bir tesadüf mü, yoksa bilinçli bir tercih mi?
Asıl sorulması gereken soru da bu. Çünkü sorunlar çözülmeden, yeni başlıklar sürekli gündeme taşınıyorsa, üzerinde durulması gereken tablo da budur. Zira gündemin hızla değişmesi, sorunların ortadan kalktığını değil, yalnızca ertelendiğini göstermektedir.
Kısacası her yeni başlık, çözüm bekleyen bir meselenin üzerine serilen yeni bir örtüye dönüşüyor. Böylece asıl meseleler konuşulmadan geçiliyor, tartışmalar derinleşmeden yarıda kalıyor.
Sonuç olarak, sorunlar yüzleşmek yerine sürekli değişen gündemler arasında savruluyor.
Ve işte bu sürekli savrulma, toplumsal hafızada ciddi bir erozyona yol açıyor; giderek bellek kaybı yaşayan bir toplum hâline geliyoruz.
Tam da bu noktada, sorgulanması gereken yalnızca gündemin hızı değil; bu hızın hangi sorunları görünmez kıldığıdır.













