Öyle bir yüzyıl ki; her şey koskocaman bir boşluk, alabildiğine tuhaf, oldukça usanmış, bıkkınlığı içerisinde taşıyan, mağlubiyeti kabullenmemiş ama ümidi de azalmış insanlarız.
Gereksinim duyulmamalı hiç kimseye o bunu yapmaz garantisiyle kimseye bakılmamalı mesela. Çünkü bu asır herkesten her şeyi beklememiz gereken ve muhtemel sahtekârların benzersiz maskelerle yüzümüze güldüğü bir asır.
Bazen hiçbir şey göründüğü gibi değildir, yaşayarak kavrarız çoğu şeyi. Vakıf olabilmek için insan tedbirli olmalı, her duyulana, her görülene inanmamalı. İşin gerçeğine varmak için daha ölçülü ve dikkatli yaklaşmalı olaylara. Tam “Ben bu hayatı çözdüm, denklemleri görebiliyorum” deriz.
Ancak gerçek sınavı tam bu rehavet döneminde veririz.
Amerikalı şair ve yazar şöyle demiştir: “Görünen gerçek değildir; gerçek, her zaman görünen değildir.” Kısacası görünenle, gerçek genellikle aynı şey değildir.
Her dağın bir yokuşu vardır. Birçok insan mücadele veriyor, ne büyük çıkmazlar varlığını gösteriyor ve ne kayıplar oluyor. Her hangi bir konuda, olanlardan sonra her türlü kafadan ses çıkarken, dur şimdi zamanı değil diyen genellikle olmuyor.
Bir noktada kalmak yerine bir adım ileri atmak, tam anlamıyla benliğimizi ortaya koyar. Değişime kolları sıvamak, kafayı kaldırıp ufka bakmak lazım.
“Yüküyle, derdiyle, imtihanıyla barışan, başarır. Deveye hörgücü, kuşa kanadı, aslana yelesi ağır gelmez.”














